Zehra

Zehra
@zehrasnotes
32 okur puanı
Temmuz 2023 tarihinde katıldı
Macerayı tek başına göze almamız dahi gerekmez; çünkü her çagdan kahramanlar bizden önce gitmiştir; labirent iyice bilinmektedir; bize kalan yalnızca kahraman yolunun ipliğini izlemektir. Ve nerede bir nefret bulacağımızı düşünürsek orada bir tanrı bulacağız; nerede bir başkasını öldürmeyi düşünsek orada kendimizi öldüreceğiz; nerede dışa doğru yol almayı umsak orada kendi varlığımızın merkezine geleceğiz; nerede yalnız olduğumuzu sansak orada bütün dünyayla birlikte olacağız.
Reklam
Modern kahraman, kefaretini ödemeyi kaderimiz saydığmız o varliğın evini arayıp bulmaya cesaret eden modern birey toplu- luğunun gurur, korku, akılcılaştırılmış ve kutsanmış yanlış anlama batağını aşmasını bekleyemez ve beklememelidir. "Yaşa" der Nietzsche, "sanki gün buradaymış gibi." Yaratıcı kahramana rehberlik edecek ve onu kurtaracak olan toplum degildir, kesinlikle tam tersi doğrudur. Ve bu yüzden her birimiz, kabilesinin büyük zafer anlarında değil, kişisel umutsuzluğunun sessizliklerinde yüce sınavı paylaşmakta, kurtarıcının haçını taşımaktayız.
Bugün tüm bu gizemler güçlerini kaybetti, simgeleri artık ruhumuzu ilgilendirmiyor. Bütün varoluşun hizmet ettiği ve insanın kendisinin önünde eğilmesi gereken kozmik bir yasa düşüncesi, çok uzun zaman önce eski astrolojide temsil edilen mistik başlangıç aşamalarından geçti ve artık basitçe mekanik terimlerle konu ediliyor. Batılı bilimlerin (17. yüzyıl astronomisinden 19 yüzyıl biyolojisine) göklerden yere inişi ve sonunda bugün insanın kendisine yoğunlaşması (20 yüzyıl antropolojisi ve psikolojisi) insan merakının Odak noktasına dair şaşılacak bir değişim çizgisini gösterir. Hayvan Dünyası değil bitki dünyası değil mucizevi gök küreleri değil artık insanın kendisi asıl gizemdir. . Insan bencil güçleri ortaya çıkarılması gereken böylece egoyu çarmıha gerecek ve diriltecek olan ve imgesinde toplumun yenileneceği o yabancı varlıktır. Ama ben olarak değil sen olarak anlaşılan insan, çünkü hiçbir kabile ırk toplumsal sınıf ya da yüzyılın idealleri ve geçici kurumları hepimizin içindeki yaşam olan tükenmez ve çok çeşitli olağanüstü tanrısal varlığın ölçüsü olamaz.
Sosyal kişiliğimiz başkalarının düşüncesinin yarattığı bir şeydir. “Tanıdığımız birini görmek” diye adlandırdığımız basit eylem bile, kısmen zihinsel bir eylemdir. Baktığımız insanın dış görünüşünü ona ilişkin bütün kavramlarımızla doldururuz ve gözümüzde canlandırdığımız bütün içinde, hiç şüphesiz bu kavramlar daha fazla yer tutar.
eksik hep orada, hepimizde, yaşamımızın her anında. o eksiğin ruhumuzda açmış olduğu gediği doldurmaya çalışarak yaşıyoruz. bazen bundan bir başkasını sorumlu tutarak, bazen o gediği bir başkasındaki bir "fazla" ile kapatmaya çalışarak. başaramıyoruz tabii ki, ama iyi de oluyor; böylece başkalarıyla ilişki kurmayı beceriyoruz. hiçbir eksiğimiz olmasaydı başkalarına ne ihtiyacımız olurdu ki? yani kısacası, eksiklerimiz sayesinde toplumsal varlıklarız biz. ama bu, eksiğin bize acı vermesini, huzursuz etmesini engellemeyecek. eksik doldurulamaz, kapatılamaz, kamufle bile edilemez. marifet eksikle birlikle yaşamasını öğrenmekte.
Reklam