Zekiye Kafali

Bazı yerlerde aynaların üstüne bez örterler, ölen kendini görmesin ya da aynaya yansımasın diye, ve son nefesten sonra ruhun dışarıya uçması için pencereyi hemen açarlar, hapsolup duvarlara kuş gibi çarpmasın diye, ya da sinek gibi. Aslında burada bazı bölgelerde “ruh” kelimesi “sinek” ile aynıdır – muha, muşa, muşiçe. O sinek – ruh.
Sayfa 101·Kitabı okuyor
Roman
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
O akşam kızımla birlikte soyağacı yapmaya karar veriyoruz. Sülaledeki tüm yaşayanları ve ölüleri hafızasında taşıyan kişi daha yeni vefat etmişken, bu iş neredeyse imkânsız görünüyor. Ama, itiraf etmeliyim, bunu yapmak büyük bir teselli sağlıyor. Kendini ve ölen kişiyi ailenin çatallanan dalları arasına, dal budak salmış o tacın üzerine yerleştirmek, ölümü daha doğal kılıyor, bir anlam ve teselli sunuyor, evet anlam ve teselli. Ağaç canlı, dallarında onca ölünün asılı olmasına rağmen.
Sayfa 100·Kitabı okuyor
Roman
Kardeşim kırk gün boyunca her sabah mezarına gitti, ona kahve götürdü ve bir sigara yaktı. Tuhaf bir merasim, ama içten içe bunu yaptığı için minnettarlık duyuyorum.
Sayfa 100·Kitabı okuyor
Roman
Halalarımdan biri, kendine bile benzemiyor, yiyip bitirmiş onu illet, diye hıçkıra hıçkıra ağladı. Eriyip bitmişti, ama benim için hâlâ aynıydı, en yakışıklı, en uzun boylu adam, benim babam.
Sayfa 99·Kitabı okuyor
Roman
Seneca’yı hiç okumamış olsa da, babam rahatlıkla onun sözlerini dile getirebilirdi, sesini bile duyabiliyorum: Ölecek miyim? Bunu mu demek istiyorsunuz? İyi ya, hasta olmak, zincire vurulmak, ölmek olasılığı ortadan kalkacak demektir benim için.*
Sayfa 96 - *Çev.Türkân Uzel –ç.n.·Kitabı okuyor
Roman