“Hayatın sürekli kendisini yenileyen o sonsuz mucizelerden birine yakın hissetti kendisini;bu mucize,çocukların kadınlardaki iyiliği,şefkati,fedakârlığı ortaya çıkarması ve sonrasında bu duyguların kadınlardan çocuklarına geçmesiydi; kadından çocuğa,çocuktan tekrar kadına geçen,hiç kesilmeyen,sürekli devam eden bir döngü;böylece kadın kendi çocukluğunu asla kaybetmiyor,aksine iki kez yaşıyordu,hem kendi içinde hem de karşılaştığı her insanda yaşıyordu.”
“Çünkü aşka düşen bir insanın kendi ruhunda filizlenen bu duyguyu,gözlerini kapayan büyüyü bir bilgin gözüyle seyretmeye vakti yoktur.Kalbinin ne zaman ve nasıl hızla çarpmaya başladığını,nasıl birdenbire kendini feda edebilecek kadar güçlü bir bağla bağlandığını,nasıl kendini unutup sevgisiyle bir olduğunu,zekâsının nasıl uyuştuğunu ya da alabildiğine inceldiğini,iradesinin,düşüncesinin nasıl esir olduğunu,dizlerinin nasıl titrediğini,ateşinin nasıl yükselip gözlerinin nasıl yaşla dolduğunu göremez…”
“Her kadınla erkeğin gizli amacı da bu değil midir? Dostunda değişmez bir huzur, akışı bozulmayan bir ruh bulmak. Aşkın temeli budur ve bundan uzaklaştık mı ıstırap başlar.”