Voltaire’in en önemli eserlerinden biri olarak anılan Candide, gerçekten de bu mahlası hak eden bir kitap. Kitabı okuduktan sonra bir de tahliline bakmak okur için çok aydınlatıcı olacaktır.
Ana karakterimiz Candide; iyimser felsefenin temsilcisi Pangloss ve tüm 'vazgeçmişliğiyle' Pangloss’a oldukça tezat bir karakter olan Martin’in arasında, iki ucu da tamamıyla kabul edemeyip hep sorgulayan birisi. Ki bu da eseri ana karakterin bakış açısıyla okuduğumuz takdirde, iyisiyle kötüsüyle bizi sürekli maceraya sürüklüyor ve kendimizi ister istemez değinilen konular ve atıf yapılan düşünceler hakkında beyin fırtınası yaparken buluyoruz. Kitap zaten az hacimli olduğundan içinde bulunacağınız bu hareketli durum sizi kitap bitene kadar canlı tutuyor.
Başta da söylediğim gibi, kitabın içeriğini daha iyi anlayabilmek için tahliline mutlaka bakılması gerektiği kanısındayım. Öyle ki Pangloss Leibniz’i yansıtırken kitap içindeki asıl hiciv de Leibniz’in dini iyimserliği ve dinler hakkındaki fikirleri üzerine. Voltaire papazların dini soktuğu hale karşı çıkıyor ve bu durumda Leibniz’in dini iyimserlik hali ikisi arasında görüş ayrılığı yaşatıyor.
Yazar Leibniz’in “Bu dünya mümkün olan dünyaların en iyisidir. Olası dünyaların en iyisinde bütün olaylar birbirine bağlıdır.” görüşüne çok güzel bir karşılık veriyor:
Mümkün olan dünyaların en iyisi bu ise, ötekiler kim bilir nasıldır?
Kitabın sonunun oldukça yoruma açık olduğunu düşünüyorum. Sorgulamalarıyla birlikte maceradan maceraya koşan karakterimiz her ne kadar fiziksel anlamda durulacakmış gibi gelse de, eğer karakterle az da olsa empati kurabildiysem Candide’in arayışı ve bütün sorgulamaların kendi içinde devam edeceğini düşünüyorum.
Keyifli okumalar.
Kitap hakkındaki yorumlara baktığımda okurların çoğunun kitabı öneri üzerine okuduklarını, kitap hakkında kendileri bir kitapçının raflarında ‘Kaplumbağa Terbiyecisi’ni görmüş olsalardı ‘es geçecekleri bir kitap ‘şeklinde bahsettiklerini gördüm. Açıkçası ben de onlardan farksızım.
‘Kaplumbağa Terbiyecisi’ni seçmeli dersim dahilinde okuma fırsatı buldum ve bir şekilde bu fırsatı yakalayabildiğim için çok mutluyum.
Biyografi genelde insanların okumak için ilk tercih edeceği tür değildir; hatta içindeki tarihler ve kişinin hayatına dair bilgi yoğunluğuna karşı ön yargılıysanız, ister istemez bu türden kaçınabilirsiniz. Fakat ‘Kaplumbağa Terbiyecisi’ biyografi kitabı olmasına rağmen bu tür içinde kesinlikle ön yargılarınızı kıracak bir kitap olarak öne çıkıyor.
Öncelikle yazarın dilini çok beğendim. Osman Hamdi’nin hayatı yalnızca ‘Şu zamanda şurada yaşamıştır.’ veya ‘Bu tarihte böyle olmuştur.’ vs. şeklinde değil; araya olayların hissiyatına uygun betimlemeler ve paragraflar da katılarak aktarılmış. Beni en çok cezbeden ve biyografi türüne karşı ön yargılarımı kıran nokta bu oldu.
Bunun yanı sıra hepimizin yalnız 'Kaplumbağa Terbiyecisi' tablosunun yaratıcısı olarak bildiği Osman Hamdi’nin yaşamının iç yüzü insanı kitaba ayrı bir çekiyor. Şahsen birçok noktayı kendimle özdeşleştirebildim, yaşadıklarından ilham aldım. Ayrıca kendisinin birçok tablosunu keşfedebilme ve sanatının ardındaki anlamları görebilme şansı yakaladım.
Keyifli okumalar.