Nasıl anlatsam, havada gibiydim hep. Bastığım bir toprak, tutunduğum bir dal, yaslandığım bir duvar yoktu…
Kendim tutunamayınca kimsenin bana tutunmamasına da izin veremedim.
Benim senelerim Çiğdem yanımda olsaydı nasıl olurdu diye düşünerek geçti. Evliliğimizin ilk yıllarında evde salınanın Hülya değil Çiğdem olduğunu hayal ederdim. Annemden babamdan uzak bir yerde yaşıyoruz hayalimde. Tayinimiz Doğu’ya çıkmış, mecburi hizmetteyiz. Bir köy okulunun iki öğretmeniyiz. Kerpiç’ten bir evimiz var. Okuldan eve gelince sobamızı yakıyoruz. Sobanın üstüne koyuyoruz çaydanlığı… İki yumurta kırıyoruz, ekmek kızartıyoruz sobanın üstünde.
…
Böyle hayaller…
İnsan böyle bir şey. Nerede, hangi yaşta olursa olsun, kabuğunu kırıp içine baksan içi cılk yara. Yarasız, dertsiz, sırsız insan yok da, işte kimisi üstünü iyi örtüyor. Ben de örttüm.