“Olabilir,” demişti, “senin olaylara takılıp kalma eğilimin var. Jacobo, bazı şeylerden kolay kolay sıyrılamıyorsun, bir defteri kapatmayı her zaman bilemiyorsun. Ama her şeyden çok, kendini hâlâ çok genç hissettiğinin bir göstergesi bu. Hâlâ sonsuz vaktin olduğunu, zamanını boşa harcayabileceğini zannediyorsun. Bunu anlamak senin için kolay olmayabilir, ama intikam almaya çalışmak, onun yüzünden daha fazla zaman kaybetmek olacaktı sadece ve hapiste geçirdiğim aylar bana yetmişti. Ayrıca eylemine gecikmeli olarak bir çeşit sebep, sahte bir dayanak, zamansız bir amaç da sağlamış olacaktım. Şunu da hesaba katman gerekir ki, bir hayatın toplamında zaman sırası giderek önemini kaybeder, neyin önce neyin sonra olduğu, eylemlerle sonuçları, kararlarla yol açtıkları karıştırılır. Sonuçta ona gerçekten de bir şey yaptığımı düşünebilirdi, ne zaman olduğu ne fark ederdi, o zaman mezara kendiyle daha barışık giderdi. Ama öyle olmadı. Ben ona hiçbir zarar vermedim, hiçbir şey yapmadım, ne öncesinde, ne sonrasında, ne de o sırada elbette. Belki onun tahammül edemediği, ona acı veren de buydu. Bazı insanlar onlara iyi davranmamızı, sadık olmamızı, onları savunmamızı, desteklememizi affetmezler — bir lütufta bulunmaktan, bir beladan kurtarmaktan hiç bahsetmiyorum bile, lütfu gösteren için idam hükmüne bile dönüşebilir bu; eminim sen de kendi örneklerini bulabilirsin. Sevgi ve iyi niyet bu tür insanları küçük düşürür adeta ya da onlara küçümsendiklerini düşündürür; her ne kadar hayali de olsa borçlu olduklarını, minnet duymak zorunda olduklarını düşünmeye dayanamazlar, bilemiyorum. Elbette bu kişiler tersine bir muameleye maruz kalmak da istemezler, hâşâ, son derece güvensizdirler. Birinin kendilerine kötülük ya da sadakatsizlik etmesini, lütuflarda bulunmayı reddetmesini, onları