Zen-i Ruz

Zen-i Ruz
@zeniruz
Sanırım her düşen yıldız göğsümden kopan vaveyla
24 okur puanı
Ağustos 2020 tarihinde katıldı
“Ah minel aşk-ı ve halatihi..”
Puan vermedi·50 syf.··
2020 2. kitabı
'aklıma yıldızlar dökülüyor' 'gözlerin mi daha sıcak gülüyor yoksa dudakların mı' 'bütün çöllere ay doğuyor' 'sesin ılık bir bahar güneşi' Şiir anlatılmaz, okunup hissedilir ancak en çok bilinen aşk şiirlerinden olmadığı kanısına kapıldığım "Sitare" şiirini belki ben aracılığıyla birkaç kişi daha okur da insan kalbinin neleri açığa vurabileceği, ne denli güçlü hissedebileceğini anlar diye anlatacağım. Hissettiğim kadarıyla. Şiir, bana göre tamamlandığında bizim varlığımıza ihtiyacı olmadan tüm derinliğe haiz olan bir yapıdadır. Böyle şiirlerin bizim yardımımıza ihtiyacı yoktur yaratacağı hezeyan için. Ancak o hezeyan, bizim içimizde yaşanır. Dediklerim ilk bakışta tutarsız gelebilir ama bu şiiri okursanız ne demek istediğimi anlarsınız. Sitare, söylentilere göre şairin eşine bir gece yarısı yazıp da terler içinde okuduğu ve ikisini de ağlatan bir şiirdir. Okuyanı bile 'o' olmak isteğiyle ya da bunu yazabilecek ruhun kendi ruhuna çarpması ihtiyacıyla yakıp kavururken, bu şiirin hitap ettiği insan olduğunuzu düşünün veya öyle zamansız ve öteden gelen hisler taşıyorsunuz ki şiirinize bile yansıtabiliyorsunuz. Siz de ağlamaz mıydınız?
Şiir
SitareDilaver Cebeci · Ötüken Neşriyat · 1997129 okunma
Reklam
Wuthering Heights
Puan vermedi·398 syf.··
Beğendi
·
2020 1. kitabı
"Aşk nedir?" sorusuna ben, belirsizlik diye cevap verirdim çünkü ne olduğunu bilmiyorum. Ancak bizlere öğretilene göre "her şeyden üstün, güçlü, fazla, yıkıp dökebilecekken uyku dinginliği de veren" cevabını vermemiz gerekirdi. En acısı ve şüphe dolu olanı da belki de birçoğumuzun hiçbir zaman bunun cevabını veremeyecek olmasıdır, şayet aşk denen kutsal duygu ya da kimine göre illet gerçekten varsa. Uğultulu Tepeler içinse çoğu insan aşkın en güçlü şekilde hissettirildiği, derinliğinin muazzamca anlatıldığı eser yorumunu yapıyor. Merak ediyorum; acaba böyle düşünen insanların kaçı aşkı tattı yoksa bu da bize öğretilen, içine dahil edildiğimiz ilüzyonun parçası mı? Ben, kitabı okurken dünyasına dahil olup, karakterlerle Uğultulu Tepeler'de ve çiftlikte büyürken aşktan çok insan taraflarımızı düşündüm. Kurgu da olsa kitap, yaşanabilecek bir olay örgüsüne sahip çünkü hayatta iyilik yaptığında her zaman iyilik bulmazsın. Melek şekline bile bürünsen sevdiklerin acı çeker, bazen sevgi ve emeğine rağmen o insanları yaşarken kaybedersin, sen de acı çekersin. Okudukça anladım ki tüm içre duygular yoğrulduğu ele göre ruha bürünür. Bir babanın sevgisini düşündüğümüzde güvenle beraber sağlanan huzur imgeleşir; aşık, sevgilinin mutluluğu için mutsuz olmalıdır, sevgi güçlendirmeli, iyilik iyileştirmelidir. Ama bu hisler ve daha nicelerinin var olması, doğru olması için yeterli değildir. Kitaptaki gibi. Bizler insanız, en iyimizin bile şeytani denecek bir tarafı vardır ve sağlanamayan devamlı huzur, tatsızlık ve belirsizliklere neden olur. Ne de olsa matematik işlemi değil hayat ve bizler de Adem ile Havva'nın çocuklarıyız.
Edebiyat
Uğultulu TepelerEmily Brontë · Karbon Kitaplar Yayınları · 202057,8bin okunma