Kuş, en seri attan daha hızlı uçar. Fakat onun da kafası, henüz uçmayı bilmeyen insan gibi yine ağır toprağa gömülüdür. Ağırlığın ruhu ister ki hayat ve toprak ağır olsun! Fakat hafif olmak ve bir kuş olmak isteyen kendini sevmelidir. Gerçekten kendi kendini sevmeyi öğrenmek bugünden yarına oluvericek bir iş değildir. Aksine bütün sanatların en zoru en incesi ve en çok sabır isteyenidir.
İnsanın kendine ait olan her şeyi kendinden iyice saklamıştır. Ve bütün gömüler içinde en güç çıkarılan, insanın kendi gömüsüdür. Ağırlığın ruhu böyle yapar.
Daha beşikteyken bize iyilik ve kötülük diye ağır sözler ve ağır değerler öğretirler. Bize verdikleri çeyizin adı budur. Ve bize bu çeyizin hatrı için yaşadığımızı söylerler.
Çocuğu kendi kendini sevmemeyi öğreterek kendimize bağlıyoruz. Ağırlığın ruhu böyle yapar.
Ve bize verilen bu çeyizi kuvvetli omuzlarımızla yalçın dağların üzerine taşırız. Terlediğimiz zaman bize derler ki: Evet hayata katlanmak zordur.
Evet, insanın kendisini taşıması güçtür! Bunu nedeni kendi omuzlarında birçok yabancı şey taşımasıdır. Hele güçlü, dayanıklı ve saygılı olursa. O zaman pek çok yabancı sözler ve yabancı değerler yüklenir ve hayatı bir çöl olarak düşünür!
Şu halkın içinde dolaşıyorum ve onları inceliyorum. Onlar küçülmüşlerdir ve gittikçe küçülecekler. Mutlulukları ve erdemleri budur. Onlar da gerçi kendilerine göre bir yürüme ve ilerleme öğrenirler, ama ben buna aksama derim. Bu halleriyle acelesi olanlar için birer engelden başka bir şey değillerdir.