Artık sevgi falan istemiyordu, o defteri kapatmıştı...Bir insanı hayallerinden ayıran dipsiz uçurumdaydı, artık dönüş yoktu.
Ne ileri gidebilirdi, ne de geriye. En iyisi sahneyi terk etmekti.
İçerideki yaşam ile dışarıdaki yaşam birbirinin tıpkısı. Orada da burada da insanlar gruplaşıyor, çevrelerine duvarlar örüyor ve kendilerine tuhaf gelen hiç bir şeyin sıradan yaşamlarını sarsmasına izin vermiyorlar. Birtakım şeyleri sııf alıştıkları için yapıyorlar, yararsız konuları inceliyorlar, aralarında eğleniyorlar, çünkü eğlenmek gerekir, dünyanın geri kalanında olup bitenlerden onlara ne?
Şimdilik önümdeki işlere bakarak hepsini gücüm yettiğince tek tek hallederim. Bir adım, bir adım daha ilerleyerek kendimi odaklarını. Fakat bunu yaparken aynı zamanda mümkün olduğunca uzun menzilli düşünüp, mümkün olduğunca uzaklardaki manzarayı görmeye çalışırım.
Zaten yaşam sıkıntılı olduğu için o sıkıntının üstesinden gelmeyi beklenti haline getiriyoruz ve gerçekten yaşadığımızı hissedebiliyoruz. Bir tecrübenin değeri başarı, sayılar, sıralama gibi sabit şeylerle ölçülmez; önemli olan bir eylemin içinde akışkan bir kavrayışa (elbette her şey yolunda giderse) ulaşmaktır.
Ben, hem bendim hem de ben değildim. Böyle bir hisse kapıldım. Sakin, kendine özgü bir ruh haliydi bu. Bilinç, artık pek de önemi olan bir şey değildi. Öyle düşündüm. Elbette roman yazarı olduğumdan işimi yaparken bilinç, oldukça önemli bir unsur haline gelir. Bilincin olmadığı yerde öznel öyküler doğmaz. Yine de öyle düşünmeden edemiyordum. Bilinç denilen şeyin artık pek de bir önemi yoktu.