Zor zamanlar geçirdiğinizde dünyanın en zor şeyini yaşıyormuşsunuz gibi hissetmek çok doğal. Bu şekilde hissetmek bencilce de değil. Hayatınızın bazı alanları görece daha iyi diye genel olarak durumunuz daha iyi sayılmaz. İş ya da okulu ele alalım mesela: İyi bir şirkete ya da üniversiteye girmek güzel, ancak bir kere yerleştiriniz mi, şikâyetler başlar. Her deneyimde başından sonuna kadar, "Burası mükemmel" diye düşünmek mümkün mü sizce? Başkaları sizi kıskanıyor olabilir ama bu, payınıza düşene razı olmanızı gerektirmez. O yüzden "Elimdekilerle neden mutlu olamıyorum?" gibi düşüncelerle kendinize işkence etmemelisiniz.
Psikiyatrist: "Hiç değilse durumum onlardan iyi," diyerek kendi şikâyetlerinizi bastırmaya çalışıyorsunuz. Dünya o kadar acıyla dolu ki, sizden daha zor zamanlar geçiren birilerini bulmak çok kolay. Fakat öyle birini buldunuz mu bir adım daha öteye geçip kendinize, "Şimdiye dek insanların çektiği zorlukları nasıl görmedim?" diyerek kızıyorsunuz.
Dünyada karşınıza çıkan her hatayı düzeltmek tek bir kişi için fazla büyük bir yük. Sadece bir kişisiniz ve dünyanın yükünü fazlasıyla kendi omuzlarınıza yüklüyorsunuz.
Önemli olan bizim hayattan beklediklerimiz değil, hayatın bizden bekledikleri.
Hayatın anlamını sorup durmayı bırakıp bunun yerine kendimizi hayat tarafından her saat, her gün sorguya çekilen birileri olarak düşünmeliydik. Cevabımız konuşma ya da meditasyonda değil, doğru eylemde ve doğru davranışta aranmalıydı.
Hayat nihai olarak, sorulara doğru cevapları bulmak ve her bir bireye özgü sürekli olarak tayin ettiği görevleri yerine getirmek için sorumluluk almak anlamına gelir.