Güçlü olmaya çalıştığım anlarda mızmız olan sen oldun, bitap düştüğüm zamanlarda ise atak ve hareketli... Bu durum beni motive etmediği gibi tam tersi etki yaptı. Beni daha da içime kapattı ya daha daha bir dışarıya açtı. Ortasını bulamadım. Örneğin bir işi çok maharetli yapıyorsan ve hatta gözüme sokuyorsan bu beni hırslandırmadı. Bilakis o işten vazgeçmeme yol açtı. Ama her beceriksizliğin beni o iş yapmaya sevk etti. Yorulduğunda koştum, kalktığında düştüm, sevdiğinde kaçtım, güldüğünde ağladım... Olamadıklarımı sana sakladım.
Sevgililerimiz olmasın diyordum, ileride evlenmeyelim diyordum ama bundan ilk senin cayacağını hissediyordum. Bu da beni yıkacaktı, o yüzden sessizliği bozan kişi olmayı tercih ediyordum. Aramızda olduğunu sandığım bağın, sende o kadar kuvvetli olmadığını anlıyordum. O zaman bağı kopartan ben olmalıydım. Canavarca bir histi. Yine de hüsran yaşamaktan iyi!
İnsan sevgiyi ararken de bencil. Kendini tamamlayacak olanları seviyor. Kendini "tamam" hissettiğinde ise daha zor seviyor. İnce eleyip sık dokuyor. Eşinde de bulamadıkları ya da cinsiyet farkından dolayı bulamayacakları varsa, arayışını çocuğunun sırtına yüklüyor. Hayatta olamadığı ne varsa çocuklarında görmek istiyor. Sanki eksikler öyle tamamlanıyor. Hiç düşündün mü, insanlar çocuklarından bahsederken neden "biz" diyor? Çünkü çocukları onlar için kız ya da oğul değil, birinci çoğul...
Çocuğunun üçüncü tekil olmasına bile izin vermeyenler... Kendileri yapamayıp başkasının sırtına yükledikleri her şey için sevdiklerinden bir gün özür dileyecekler.