En temel kurallarını görmezden geldiğim toplumda artık bir yerim olmayacağını, en basit tepkilerini bilmediğim insan kalbinden de bir medet umamayacağımı belirtti.
Adamın haklı olduğunu kabul etmekten kendimi alıkoyamıyordum, elbette haklıydı. Yaptığımdan çok da pişman değildim. Ama bu kadar hırslanmasına şaşırıyordum. İçtenlikle hatta dostça, yaptığım herhangi bir şeyden hiçbir zaman gerçek anlamda pişmanlık duyamadığımı ona anlatmayı isterdim. Kafam hep ne olacağıyla, bugünle ya da yarınla meşgul olurdu. Fakat beni düşürdükleri bu durumda kimseyle bu minvalde konuşamazdım elbette. Duygularım olduğunu, iyi niyetli olduğumu göstermeye hakkım yoktu
-Evet, haklısın insanlar kötü. Ancak ben şu dünyada bir gerçeğin bulunduğunu öğrendiğimden beri gözüme daha iyi görünmeye başladılar.
Yine gülümseyerek konuşmaya devam etti.
-Ben nasıl bu hale geldim? Ben de bilmiyorum! Çocukken herkesten korkardım. Büyüyünce ise nefret etmeye başladım. Kiminin alçaklığından, kiminin bilmem ki nesinden tiksiniyordum! Ne var ki şimdi hiç öyle değilim, bana öyle geliyor ki, şimdi onlara acıyorum. Anlamıyorum, nasıl oldu? Yeryüzünde insanlar için bir gerçek olduğunu, yaşamın pisliklerinden bütün insanların sorumlu olmadığını anladığım günden beri onlara daha çok acıyorum.