Çoğu yetişkinler, mutlu bir çocukluk geçirdiklerini söylerler ve buna belki kendileri inansalar da ben inanmıyorum. Bana kalırsa, sadece onu unutmayı başarmışlar, hepsi bu.
Çocukluk karanlık ve bodrum katına kapatılıp, unutulmuş küçük bir hayvan gibi devamlı inliyor. Soğuk havada buharlaşan nefesin gibi ağzından tütüyor, bazen çok küçük, bazen çok büyük geliyor. Asla tamamen uymuyor. Onu ancak üstünden eski bir deri gibi sıyrıldığı gün sakince gözden geçirebilir, ondan, atlatmış olduğun bir hastalıkmış gibi bahsedebilirsin.
Bana öyle geliyor ki bir zamanlar, annem mutlu ve şimdikinden farklı birisiydi fakat Ditlev’le (yani babamla) karşılaşmasıyla, bütün bunlar bir anda sona erdi.
Annemin büyüdüğüm zaman beni seveceğine inanıyorum hep… Çünkü çocukluğum onu da beni sinirlendirdiği kadar çok sinirlendiriyor ve yalnızca birden onu unutuverdiğinde beraber mutlu oluyoruz. O zaman benimle, arkadaşlarıyla konuştuğu gibi konuşuyor, ben de hâlâ çocuk olduğum aklına gelmesin diye, cevaplarımı kısa tutuyorum. Elini bırakıp, aramıza biraz mesafe koyuyorum ki çocukluğumun kokusunu duymasın.