Rabbimiz Ankebut suresinin 41. ayetinde şöyle buyuruyor:
“Allah’tan başka dostlar edinenlerin durumu, kendine bir yuva edinen örümceğin durumu gibidir. Hâlbuki evlerin en zayıfı hiç şüphesiz örümcek evidir. Keşke bilselerdi!” (Ankebût, 29/41)
Burada çok dikkat çekici bir mecaz var: Örümceğin yuvası incecik iplerden oluşur. Gözümüze bazen düzenli, estetik bir sanat gibi görünür. Ama aslında en ufak bir rüzgârda, küçücük bir darbede darmadağın olur. Rabbimiz işte bu benzetmeyle şunu hatırlatıyor: 'Allah’tan başkasına güvenmek, örümcek ağına güvenmek gibidir.' İnsan, sıkıntı anında böyle bir desteğe yaslanırsa altında kalır. Çünkü güç ve kudret ancak Allah’a aittir.
Ayetin işaret ettiği başka bir derinlik daha var: Bazı örümcek türlerinde dişi, çiftleşmeden sonra erkeğini yer. Yavrular da kimi zaman doğumdan sonra annelerini veya birbirlerini yiyerek hayatta kalır. Yani örümcek yuvası sadece fiziki olarak zayıf değildir, aynı zamanda bağ, merhamet ve güven açısından da epey zayıftır.
Özetle: Allah’tan başkasını dost edinen, güvenen kimsenin hali, sadece dayanıksız fiziksel bir yapıya sığınmak değil; aynı zamanda ahlaki ve sosyal açıdan da güvenilmez bir sisteme tutunmaktır. İşte örümceğin yuvası hem maddi hem manevi bakımdan bu çürümüşlüğü temsil eder.
≋≋≋ 〰〰〰 ✦ 〰〰〰 ≋≋≋