Yıl 1947. İsmet Paşalı yıllar! Sabahattin Ali faili meçhul bir cinayete kurban gitmeden kısa bir süre önce devrin hükümetine hesap soruyor!
"Şimdi, bu devrim yaygaracılarına soruyoruz. Ellerini vicdanlarına koyup, cevap versinler."
Yirmi beş senede çok şeyler yapmışız. Asırlara sığmayan işler başarmışız. Dünyanın parmağı ağzında kalmış. Fesi atıp, şapkayı geçirmişiz başımıza. Harflerin eskisini atıp, yenisini almışız. Yurdu demir ağlarla örmüşüz, okul üstüne okul yapmışız. Fabrika bacalarının çıkardığı dumandan göz gözü görmez olmuş. Kanallar, regülatörler, barajlar... Bozkırların göbeğini asfaltla hançerlemiş, yemyeşil, modern şehirler kurmuşuz. Yabancı sermayeye kul köle olmaktan kurtulmuşuz. Milli bankalarımız, milli milyonerlerimiz türemiş. Hastaneler, klinikler, dispanserler açmışız. Saymakla tükenir gibi değil ki... Milli bayram günlerinde şakşakçı gazetelerin olağanüstü sayılarında okuyoruz. Caddelere asılan vecize bezlerinde görüyoruz. Cilâlı kâğıtlara basılmış istatistikler, parlak kâğıtlara çizili grafikler, dergiler hep gözümüzün önünde. Hepsi güzel, inkâr etmek aklımızdan bile geçmiyor. Ama biz ne yapalım ki, elle tutulur eserlere bakıp, hüküm veren kıt akıllı insanlarız. Grafikler, istatistikler, dergiler, çizgiler, resimler, nutuklar bize bir şey söylemiyor. Bütün bu sayılıp dökülenlerin bir tek gayesi olması gerektir.
O da bu topraklar üstünde yaşayan insanların, eskisinden daha mesut, daha şuurlu, daha sıhhatli, daha varlıklı ve daha yüksek bir medeniyet seviyesinde yaşamasıdır. Şimdi, bu devrim yaygaracılarına soruyoruz. Ellerini vicdanlarına koyup, cevap versinler!
Bu milletin özü olan en az 17 milyonluk kitlenin kültürü kaç arpa boyu, kaç iğne başı ilerlemiştir? Daha insanca yaşanacak evlerde mi barınmaktadırlar?
Zevkte, sanatta eskiyi aratmayacak