Eğitimimiz boyunca insan tabiat konusunda o derece az bilgi ediniyoruz ki! Her çocuk, kendi deneylerini uygun bir biçimde değerlendirme ve okul ödevleri dışında kendi kendini geliştirme konusunda büsbütün kendi başına bırakılmıştır, insan ruhunun gerçek bir bilgisine ulaşma çabası bizde henüz gelenek haline gelmiş değildir. Simya çağında kimya ne durumda idiyse, insan tabiat bilimi de bugün aynı durumdadır.
Gündelik hayatta başka bir insan hakkında vermiş olduğumuz hatalı bir yargının hemen arkasından birtakım acı sonuçların ortaya çıkması gerekmez; çünkü bu gibi sonuçlar hata işlendikten o kadar çok zaman sonra ortaya çıkmış olabilir ki, aradaki bağlantı gözden kaçmış olur. Bir başkasını yanlış anladıktan ne kadar uzun bir zaman sonra büyük bir talihsizliğin buna sebep olduğunu görünce şaşarız. Bu gibi üzücü durumlar bize her insanın, insan tabiat hakkında işe yarar bilgiler edinmesinin bir zorunluluk ve görev olduğunu öğretir.
Başka insanlarla yeterince ilişki kurmak imkânını bulamadığımız için onlara düşman oluyoruz. Onlara karşı davranışımız çoğu zaman hatalıdır; vermiş olduğumuz yargılar genellikle yanlıştır; çünkü insan tabiatını gerektiği gibi anlayamıyoruz. Insanların birbirlerini fark etmeden birbirlerinin önünden gelip geçtiklerini, birbirleriyle ilişki kuramadıklarını, çünkü yalnızca toplumda değil ailenin dar çevresi içerisinde bile birbirlerine yabancı olarak kaldıklarını söylemek, sık sık tekrarlanan bir gerçeği dile getirmektir. Çocuklarını anlayamadıklarından şikâyet eden ana babaların ve ana babaları tarafından yanlış anlaşıldıklarından sızlanan çocukların şikâyeti kadar yaygın bir şikâyet yoktur. Başka bir insana karşı takındığımız tavır, bütünüyle, o insanı ne şekilde, nasıl anladığımıza bağlıdır; bu bakımdan, başkalarını anlamak, sosyal ilişkilerin temelinde bulunan zorunlu bir şart olarak görünmektedir. İnsan tabiatı hakkında daha çok bilgi edinmiş olsalardı, insanların bir arada yaşaması çok daha kolay olurdu.