Öte yandan, yalnızlıktan hiç hoşlanmadığımı keşfetmiştim. Tek başıma kalıp kafa dinlemek ya da canım ne istiyorsa yapabilmek elbette ki çok hoşuma gidiyordu ama sadece etrafta insanlar varken. Gözümün ucunda birilerini görmezsem içimi sebepsiz bir sıkıntı kaplıyordu.
Çirkin kalabalığın içinde güç bela arayıp bulduğun müttefiklerini, onlarla birbirinize doğru yol alırken aştığınız bütün engelleri, yollarınızı kesiştiren rastlantıları, tehlikeli virajları dönüp de sırf el ele olduğunuz için yuvarlanmadığınız şarampolleri ama en çok da iki insanın bütün arızalara ve aksaklıklara rağmen birbirini sevmek için harcadığı emeği, inadı, merhameti ziyan ediyordu.
O gidince hayatlarınızın yabani bitkiler gibi yıllarca birbirine doğru büyüyüp iç içe geçtiği yeri, bu müşterek alandaki şahsi hikayeni, yani onun yanındaki seni de kaybediyordun. Karşılıklı oturduğunuz masaları kaybediyordun mesela. Sadece ona anlatacağın şeyleri kaybediyordun.