Kitabı okurken sürekli bir şeyler olacak beklentisindeydim, merak ederek okudum, konusu ilgi çeken bir kitaptı ama asla bir şey olmadı. Okurken karakterlerim yaşadıkları ve sorguladıkları boşluk hissi, güven, ilişki dinamikleri, adapte olma gibi sorunlarını anlıyorsunuz ama nasıl çözdükleri ya da kararlarının bu süreçlerden nasıl etkilendiği yine okuyucuya söylenmemiş. Kitabın tarzının bu olduğunu düşünüyorum. İlgi çeken bir gerilim ve durum romanıydı.
Anne Babamın sevgisini kazanabilmek için yapmayı planladığım şeyin, kendi doğru-yanlış algımdan, gerçeklik algımdan, aklıselimin ta kendisinden feragat etmenin, yine de onurlu bir yanı olduğuna inanmaya çalışıyordum. Onlar uğruna, karşımda sadece yel değirmeni de görsem, zırhları kuşanıp devlere saldırabileceğimi düşünüyordum.
Kimliği bile olmayan, Mormon bir ailenin kızının akademisyenliğe giden hayat öyküsü.
Talebe, uzun zamandır en beğenerek okuduğum otobiyografi oldu. Yazar çok katı düşünceleri olan şehirden uzakta kendine ait bir arsada yaşayan, dünyanın sonuna hazırlık yapan bir babanın ve şifacı bir annenin kızı.
7 kardeşin bu hayata sıkışıp kalan, ailesini yanlış bulan, tamamen ailesi gibi olan, okuduğu halde kendini gerçekleştiremeyen, okuyup kendini arayan farklı farklı özellikleri var. Hepsi şu sorudan kaynaklanıyor aslında, "Bütün dünya yanlıştı da bir tek babam mı haklıydı?" Kitabı çok beğendim çünkü yazar eğitim ve akademik başarılarından ziyade iç çatışmalarını, ailesiyle çatışan her çocuğun yaşadığı vicdan azabını yıllara yayarak çok güzel bir şekilde anlatmış. Kimliğim yoksa şahsiyetim yok mu demektir? Ben kimim? Biz kimiz? Ailemize bize sunduğu her şey doğru mudur? Kendisine sunulanı değil, kendi kimliğini kurmayı seçen ve buna mecbur olan Tara bunu en güzel ve gerçekçi şekilde başarıyor.
Hiçbir şey tek bir günde olmaz, hele ki sarsıcı deneyimleri yenmek bir ömür alır.
Hem kurgusuyla kendini merak ettiren hem de çok öğretici bir kitaptı.