Zeynep Er

Ölüm bir zamanlar zannettiğim gibi yumuşak bir kendinden geçiş değil. Zalim, iğrenç ve pis kokulu. Kollarımı kendime doluyorum, genç ve sağlıklı olduğuma seviniyorum. Bunun dışında gençliğim sadece bir yokluk, bir an evvel geride bırakmak istediğim bir engel.
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
İnsan çok acayip bir mahluk. Beni artık bakmayarak görünmez bir yaratığa çevirsen bile, görünmesem, duyulmasam, derdimi anlatacak kimsem olmasa bile, işte, bugün burada, senden, o evden, benden çaldığın her şeyden uzakta, burada, olmak istediğim yerde, kızımla aynı şehirde, içimde solgun bir umut, ben hayattayım ve sen ölüsün, tüm ölüler gibi eylemsiz.
Demiştin zamanında, “Tek tek alacağım elinden seni sen yapan ne varsa.” Sonra eklemiştin, “Umudu da unutmayacağım.” Ama işte uyumlu bir hayvan, umutlu bir hayvandır, uyum yeteneği sayesinde yok olmaz en nadir türleri doğanın. Gülüşümü alabilirsin, duygularımı, ellerimi alabilirsin, sesimi, karar verme yeteneğimi alabilirsin, bakışımı, kapladığım alanda bir başkası tarafından algılanışımı; kimseyle göz göze gelmese, gökyüzünü görmese de yaşar insan, şarkı söylemeden, okumadan yazmadan, bir yalanın içinde, yüzünde aptal bir tebessüm, bir evden çıkmadan on dört yıl boyunca, bir mutfaktan, yaşar insan. Çünkü umut sevgilim, öldürdüm sansan da bin kere, bin bir kere dirilir öldüğü yerde.
Bir ev hayvanıydım. Perdenin kıvrımıydım. Halının püskülü, banyonun sabunu, en çok mutfağın çaydanlığıydım. Sehpanın danteli, çamaşırın leğeni, koltuğun kırlentiydim, ben hep senin bir şeyindim, hangi odadaysam, o odanın süsüydüm. Öldüğünde ardından hikayesi anlatılmayacak, adı anılmayacak, sesi duyulmayacaktım. Ben ev hayvanıydım. Senin hayvanın. Şahsi malın.
Nasıl ki tehlike halinde ancak aynı kan grubundan insanlar birbirinin yardımına koşabiliyorsa, bir ruh da diğerine ancak o diğeri başka türlü değilse, ikisinin fikirlerin ve inançların ötesindeki en gizli gerçekleri benzerse yardım edebiliyor.