"Kendine bak kendine; özüne, sözüne, benliğine. İlgilenme kimseyle, kim ne yemiş, ne giymiş bundan sanane. Sen kendini besle; bilgiyle, sevgiyle, şefkatle. Ancak o zaman ulaşırsın, insan olmanın erdemine."
Sen, emektar memur, yanı başımdaki arkadaşım, hiçbir şey bu hapishaneden firar etmeni sağlamadı, ve bu durumdan sen sorumlu değilsin. Tıpkı termitler gibi, ışığa açılan her deliği betonla kapatarak kurdun rahatlığını. Burjuva güvenliğinin, gündelik işlerinin, taşra yaşayışının kuralları içinde bir bilye gibi yuvarlandın, yeller, gelgitler, yıldızlar karşısında bu alçakgönüllü suru yükselttin. Büyük sorunlarla kafanı yormak istemiyorsun, insanlık durumunu unutabilmek için yeterince zorluk çektin. Başıboş gezegenin yerlisi değilsin sen, yanıtı olmayan sorular soramazsın hiç kendi kendine... Şimdi seni oluşturan balçık kuruyup sertleşti, benliğinde uyuyan müzisyeni ya da ozanı, ya da bir zamanlar benliğinde yaşamış olan gökbilimciyi kimsecikler uyandıramaz artık.