Adı:
Yalnız Kadınlar Arasında
Baskı tarihi:
Haziran 2013
Sayfa sayısı:
141
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789755108148
Kitabın türü:
Orijinal adı:
Tra Donne Sole
Çeviri:
Rekin Teksoy
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Can Yayınları
İtalyan edebiyatında yenigerçekçilik akımının kurucusu sayılan Cesare Pavese, bu yapıtında kadınların dünyasına eğiliyor ve günlük gerçeklerin ötesine geçerek, insanı saran büyük yalnızlığın ve hüznün romanını yazıyor. Çocukluk yıllarını geçirdiği Torino'ya, bu kez bir iş kadını olarak dönen Clelia'nın resim sergilerinde, bohem çevrelerde karşılaşıp dostluk edeceği genç, orta yaşlı ve yaşlı kadınlar, erişemeyeceklerini bildikleri bir mutluluğun peşinde ömür tüketirler. Mutluluğun anahtarı kimisi için erkektir, kimisi için eşcinsellik, kimisi için para, kimisi için de ölümdür. Clelia'nın, bir otel odasında intihara giriştiğine tanık olduğu gencecik Rosetta ile kuracağı dostluk, Rosetta'yı yaşama bağlayabilecek midir? Sorunun yanıtını yine Torino'da, yine bir otel odasında 27 Ağustos 1950'de yaşamını kendi elleriyle noktalayan Cesare Pavese veriyor. "Yalnız Kadınlar Arasında", dostlukların, başlamadan biten aşkların, umutsuzluğa dönüşen umutların ve büyük yalnızlıkların romanı. Her Pavese romanı gibi bir çırpıda okunuyor ve okur ancak son satıra ulaştığında, Pavese'nin kırık dökük cümlelerle anlattığı öykünün gizlediği derinlikleri kavrıyor.
(Arka Kapak)
Cesare Pavese, İtalyan Edebiyatında çok önemli bir isim. Okuduğum üçüncü kitabı ve her kitapta kendisine biraz daha hayran oluyorum. Bu kitapta iş kadını Clelia ve bir otel odasında intihara kalkışan genç Rosetta' nın dostluğunu anlatıyor. Kitabı okurken hayattan ölüme kadar olan her şeyi sorguluyorsunuz. İnsanlar, kalabalıklar arasında yalnız olduğunu hissetmek, özgür olduğunu hissetmek, mutlu olma çabaları ve sonunda hüsran... Gerçekten Pavese kendi karmaşık ve karamsar ruh halini yansıtmış.
Bir çok okur gibi Pavese ile Tezer Özlü sayesinde tanıştım. Daha önce Pavese‘in bir kitabını pdf olarak okumaya çalıştım. Ama çok zorlandığım için yarım bıraktım. Bu kitabı aldıktan sonra tekrar denedim okumayı. Pdf denememden daha kolay oldu bu okumayı yapmak. Ama yine de Pavese’in kolay bir yazar olduğunu söyleyemem.

Bu kitap çoğunluğu kadın karakterlerden oluşan kişilerin etrafında şekillenen bir konuyu ele alıyor. Kadın karakterler diyorum ama bunların kadın olduklarını anlamak benim için biraz zor oldu. Pavese ne baş karakterini ne de diğer karakterlerini fiziksel olarak betimlemediği ve ruhsal olarakta alışık olunan naif kadın hissiyatını aktarmadığı için karakterleri bir yere oturtmak zor oldu benim için. İşimi zorlaştıran bir diğer şey ise kadınlar arası ilişkileri aktarışı oldu. Bu kısmı açıklamak istemiyorum okuyacak olanlar kendi çözecektir zaten demek istediğimi :)

Yazarın yarattığı kadın karakterleri başarısız bulmadım. Sadece gariptiler. Bana garip geldiler yani. Bir erkek yazar elinden çıktıkları için mi yoksa yazar böyle karakterler istediği için mi bilmiyorum ama biraz erkeksiydiler. Pavese’in kadın düşmanı olduğunu söyleyenleri bile duydum daha önce. Böyle karakterler yaratarak kadınları rahatsız etmek mi istedi acaba ? Bilmiyorum. Ben rahatsız olmadım ama. Farklı bir bakış açısına şahit oldum yalnızca.

Kitapta kadın erkek ve kadınlar arası ilişkiler konusunda yaptığı tespitleri yer yer acımasız gelse de okuması keyif verdi. Bazen dilinin ucuna kadar gelen ama karşındaki kırılmasın diye söyle(ye)mediklerini başkasından duyunca içine bir su serpilir ya bir rahatlama hissedersin, öyle hissettim bazı yerleri okurken.

Baş kahramanın doğuştan “şanslı” olanlara duyduğu öfke de gözümden kalmadı. Aslında tam “sınıf bilinci” “sınıf kini” denebilecek ölçüde temellendirerek verilmemişti bu öfke. Dönemin koşulları gereği olabilir. Ya da ben okurken bir şeyi kaçırmış olabilirim bilemiyorum. Çünkü Pavese dikkatle okunmadığında konu bütünlüğünü kaybedeceğiniz bir yazar. Yine de kahramanımızın gözünden, çalışarak bir şeyi elde edenler ve doğuştan şanslılara bakmak güzeldi.

Yer yer Sylvia Plath okur gibi hissettim kendimi. hatta ikisinin ruh ikizi olduklarını, çok iyi anlaşabileceklerini :) Ama Sylvia daha duru anlatımında.Pavese bir sis bulutu gibiydi bu kitapta. Kasti olarak bir şeyleri muallakta bırakmak ister gibiydi. Bir bulanıklık var gibiydi ve bunun durulmasını kendi istememişti sanki. Zor bir yazar olduğunu söylemiştim :) Bilindiği gibi yazarımız intihar etmiş bir yazar. Kitapta da bu işlenmiş tabi. İşte bahsettiğim bulanıklıkta tam bu kısımlardaydı. Tam net bir sebep bulamadım ben bu intihara. Bakalım siz bulabilecek misiniz..
  • Kürk Mantolu Madonna
    8.9/10 (15.265 Oy)19.014 beğeni43.245 okunma2.953 alıntı182.373 gösterim
  • Satranç
    8.7/10 (9.245 Oy)9.216 beğeni25.523 okunma1.780 alıntı118.233 gösterim
  • Dönüşüm
    8.2/10 (8.527 Oy)8.808 beğeni28.613 okunma843 alıntı139.187 gösterim
  • Yabancı
    8.3/10 (4.400 Oy)3.903 beğeni12.927 okunma1.184 alıntı52.730 gösterim
  • Hayvan Çiftliği
    8.9/10 (7.426 Oy)8.002 beğeni22.704 okunma825 alıntı89.388 gösterim
  • Simyacı
    8.5/10 (7.874 Oy)8.826 beğeni26.267 okunma2.653 alıntı114.276 gösterim
  • Küçük Prens
    9.0/10 (10.686 Oy)13.379 beğeni34.437 okunma3.358 alıntı145.602 gösterim
  • Fareler ve İnsanlar
    8.6/10 (5.641 Oy)5.745 beğeni19.606 okunma835 alıntı100.785 gösterim
  • Şeker Portakalı
    9.0/10 (7.548 Oy)9.052 beğeni25.267 okunma1.558 alıntı126.006 gösterim
  • 1984
    8.9/10 (5.992 Oy)6.337 beğeni16.754 okunma2.881 alıntı85.811 gösterim
Roman başlangıcı beni çok etkiledi, Tezer Özlü'nün peşinden gittiği yazarlardan birinin kitabını okurken Tezer Özlü ile kıyaslamalarda yapmaya çalıştım. Başlangıç Tezer Özlü başlangıcı gibiydi, sonraları yalnız kadınların mutsuzlukları, umutsuzlukları, yaşama bakışları ile devam eden bol bol diyaloglarla geçti. Rosetta karakterinin otel odasında uyku hapı alarak intihar girişiminden kurtulması ve kitabın finalinde tekrar intihar girişimiyle ölmesi ve iki intihar girişimi arasında yaşama tutunması için arkadaşlarının çabaları kitabın içinde yer almaktadır. Erkek yazardan başarılı bir şekilde kadın karakterleri okuyoruz. Roman Torina'da yaşayan kadınların yalnızlıklarını dile getirirken intihar girişiminde bulunan Rosetta'dan da kesitler sunmaktadır. Okurken Torino sokaklarına ve revaklarına gittim, oralarda ben de sabah erken saatlerde, kitabın baş karakteri Clelia gibi dolaştım ve otel odasında kaldım. Arada bir de Clelia karakterinde Tezer Özlü'yü gördüm. Kitabı ilginç hale getiren ise 1950 yılında yazar bu romanı sayesinde İtalya'nın en prestijli Strega ödülünü alıyor ve zirve yaptığı böyle bir dönemde otel odasında 21 uyku hapı alarak intihar ediyor. Roman'da Rosetta karakterini nasıl öldürdüyse, kendi yaşamına da o şekilde son veriyor.
Elbette cesare pavese hayranlığım beklendiği üzere tezer özlü sayesinde oldu ve iyikide beni bu yazarla tanıştırdı. Bu ilgim ve sevgim sanırım intihar eden yazarlara olan hayranlığımdanda kaynaklanmakta. Çeşitli nedenlerle bu tür yazarların kelimelerinin bendeki etkisi diğer yazarlara kıyasla daha derinlere iniyor belkide bu pozitif bir ön yargının da sonucu olabilir. Maalesef kitapta intihar eden kızın kendi hayatından bir kesit olacağı sonradan aynı şekilde intihar etmesiyle anlaşılıyor. İyiki varsın Tezer iyiki varsın Pavese .
Beğenmedim!
İçine alamayan, kafamı sürekli kendinden ayıran bir kitaba; bitirme takıntısı yaparak zamanımı çaldırdım. Suçlu benim. Yaşama Uğraşı nın niteliğini tüm eserlerine yayma gafletine düştüm.
Sıradakine sağlık diyerek kendime sarılıyorum.
Belki bu yorumum İle bazılarını kızdırabilirim ancak kitap italyadaki aylak insanları anlatıyor aslında.partilerden ve eğlenceden başka hiçbir şeye sahip olmayan,para kazanmak zorunda kalmamış,aile paralarıyla geçinen insanlardan.buna rağmen hepsi nankör ve hayata karşı isteksiz.rossetta da bunlardan biri ve kitap Rosetta nın intihar girişimi sonucu İle başlıyor..kitapta kendimle bağdaştırabildiğüm hiçbir karakter yoktu ve bu beni zAten kitaptan uzaklaştırdı biraz.üstelik yazarım dili şade olmasına rağmen kitap benim için akıcı değildi.isterseniz okuyup şans verin ancak tavsiye etmem
Cleila’nın gözünden okudum kitabı. Böylece ilk Cesare Pavese kitabını da okumuş oldum. Tam olarak adını koyamadığım bir tutukluluk hali vardı sanki kitapta; tam olarak kendimi vermemi engelleyen bir pürüz. Tam olarak Cleila olamadım, sanki Pavese’den de izler taşıyordu; son derece normal değil miydi zaten yazarın kendinden bir şeyler katması? Ama bir bütünlük halinde değildi. Ruhsal çözümlemesini yapmak, ne istediğini bilebilmek için çok uğraştım Cleila’nın. Arada kalmıştı. Çocukken gittiği Torino ile bir işe sahip olarak döndüğü Torino arasında gidip geliyordu; tanınmak istemiyordu, insanlarla samimi olmak, arkadaşlık kurmak istemiyordu. İlgisini çeken intihar teşebbüsünde bulunmuş bir Rosetta vardı; anlamaya çalıştığı neden yaptığını. Yakın hissediyordu, sanırım bunda kendisinin de bu tür düşüncelere beyninde yer vermesinin de etkisi bulunuyordu. Sonra bir de Momina vardı benim kendimi yakın hissettiğim ve her şeyi anlamsız bulan ama bu anlamsızlıklara da eleştirel bakıp mizahi yaklaşabilen. Böyle kadınlar arasında yalnız kadınlar arasında gelişen bir kitaptı ve Rosetta’nın son intihar girişimiyle son bulan. Momina’nın dediği gibi bu sefer tam anlamıyla başarabilmişti, işini yarım bırakmamıştı.
Clelia, Rosetta ve Momina'nın kesişen yolları. Üç kadının dostluğu, çekişmeleri ve gerçekleri. Clelia'nın geçmişi ve geleceği arasında sıkışması. Roma ve Torino'yu karşılaştırması. Kaçınmak istediği ama aynı zamanda sığındığı geçmişi işlenmiştir. Hayatından bezmiş insanlar ve hayatın anlamını aramaları. Bunu ölümde, sanatta, alkolde, sevişmede, eşcinsellikte aramaları işlenmiştir..
Bazı tatlar vardır ya... Ağzınıza ilk attığınızda etkisini hissetmezsiniz ancak yuttuktan sonra orada bir şey kalır ve ancak o zaman beğendiğinizi hissedersiniz...
İşte kitap benim için böyle oldu. Kitabı okurken, sayfaları çevirirken çok fazla şey hissedemedim. Karakterlere ya da olaylara bağlanamadığımı düşündüm. Fakat kitap bittikten sonra uzun bir süre kitabı düşündüğümü ve kitabın derinde bana bir şeyler kazandırdığını fark ettim.
Kitap baş karakter üzerinden yabancılaşma, yaşama korkusu ve ön yargılar gibi sorunlara bir kadının ağzından samimi bir üslupla yaklaşıyor. Okurken bazı yerlerde kopukluk hissetsem de kitabın kapağını kapattıktan sonra o parçaların beni rahatsız etmediğini fark ettim. Çünkü verilmek istenen düşünce olaylardan daha baskın bir şekilde yer etti zihnimde. Son olarak yazarın okuduğum ilk kitabıydı ve genel olarak beğendiğimi ve yazarın varsa deneme türünde yazılarını daha çok merak ettiğimi söyleyebilirim.
Uzun zamandır kendimi vererek kitap okuyamıyordum ama bu kitap tamamen beni içine aldı harikaydı.Üslubu yazılış tarzı konusu herşeyi bu kitabı okumadan geçmeyin.Benden size küçük bir öneri
Ben pek bir şey bulamadım, daha doğrusu aradığımı bulamadım.
Pavese'ye nerden başlasam derken kütüphanede bu kitaba denk geldim. Çok doğru bir seçim değildi ya da Pavese bana göre değilmiş. İkisi de olabilir.

Hikayeye nerden nasıl girdiği belli olmayan karakterler var bu rahatsız edici geldi bana... Ana karakteri oldukça soğuk buldum, işin aslı iç dünyası anlatılıyorsa da ben kaçırmışım demek.
Yüzeyseldi bence...Gittik geldik yedik içtik o böyle dedi ama ben böyle dedim'den öte pek bir şey göremedim.

Hayal kırıklığıydı.Ha açılır ha düzelir diye diye çok zor bitti.

Bitince de e yani? diye kaldım öylece.
Yalnız kalmak istiyordu, kalabalıktan kaçmak istiyordu; oysa o çevrede yalnız kalınamazdı, yalnız kalabilmenin tek yolu varlığını ortadan kaldırmaktı.
"İnsan bir başkasını kendinden daha fazla sevemez. Kendini kurtarmayı beceremeyeni, kimse kurtaramaz."
Yaşamak öyle saçma bir şey ki, insan dünyaya gelişin saçmalığına bile tutunmaya çalışıyor.
"Öyle yaşlı ki... Korkutuyor..."
''İşte bunun için tanımalısınız. Yaşlılardan korkarsanız yaşamaktan da korkarsınız."
Dünyanın nasıl olduğunu düşündüm. Hepimiz çalışmayacak duruma gelmek için çalışıyorduk, ama biri çalışmayacak olursa kızıyorduk ona.

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Yalnız Kadınlar Arasında
Baskı tarihi:
Haziran 2013
Sayfa sayısı:
141
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789755108148
Kitabın türü:
Orijinal adı:
Tra Donne Sole
Çeviri:
Rekin Teksoy
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Can Yayınları
İtalyan edebiyatında yenigerçekçilik akımının kurucusu sayılan Cesare Pavese, bu yapıtında kadınların dünyasına eğiliyor ve günlük gerçeklerin ötesine geçerek, insanı saran büyük yalnızlığın ve hüznün romanını yazıyor. Çocukluk yıllarını geçirdiği Torino'ya, bu kez bir iş kadını olarak dönen Clelia'nın resim sergilerinde, bohem çevrelerde karşılaşıp dostluk edeceği genç, orta yaşlı ve yaşlı kadınlar, erişemeyeceklerini bildikleri bir mutluluğun peşinde ömür tüketirler. Mutluluğun anahtarı kimisi için erkektir, kimisi için eşcinsellik, kimisi için para, kimisi için de ölümdür. Clelia'nın, bir otel odasında intihara giriştiğine tanık olduğu gencecik Rosetta ile kuracağı dostluk, Rosetta'yı yaşama bağlayabilecek midir? Sorunun yanıtını yine Torino'da, yine bir otel odasında 27 Ağustos 1950'de yaşamını kendi elleriyle noktalayan Cesare Pavese veriyor. "Yalnız Kadınlar Arasında", dostlukların, başlamadan biten aşkların, umutsuzluğa dönüşen umutların ve büyük yalnızlıkların romanı. Her Pavese romanı gibi bir çırpıda okunuyor ve okur ancak son satıra ulaştığında, Pavese'nin kırık dökük cümlelerle anlattığı öykünün gizlediği derinlikleri kavrıyor.
(Arka Kapak)

Kitabı okuyanlar 145 okur

  • Mone Burcu
  • Josser
  • Richard Wagner
  • Irmak Türkü Kabay
  • İmge
  • Zühal Köse
  • buse
  • ostrakismos
  • İpek Kamuran
  • Gul Uzuner

Yaş gruplarına göre okuyanlar

0-13 Yaş
%1.6
14-17 Yaş
%1.6
18-24 Yaş
%21.3
25-34 Yaş
%39.3
35-44 Yaş
%26.2
45-54 Yaş
%6.6
55-64 Yaş
%0
65+ Yaş
%3.3

Cinsiyetlerine göre okuyanlar

Kadın
%73
Erkek
%27

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%6.8 (3)
9
%9.1 (4)
8
%36.4 (16)
7
%25 (11)
6
%11.4 (5)
5
%6.8 (3)
4
%2.3 (1)
3
%0
2
%2.3 (1)
1
%0