Sessizlik bir eve yerleşti mi onu oradan çıkarmak güçtür; bir şey ne kadar önemliyse, o kadar saklanmak istenir sanki. Gitgide daha sert ve yoğun bir kütle haline gelen dönmüş bir maddeymiş gibi: hayat onun altında devam eder; yalnız, onu duymayız.
Daha o zamandan her şeyin, her şey gibi göllerin de kendi gizi olduğunu, huzurun da tıpkı sessizlik gibi sadece bir yüzeyden ibaret olduğunu ve yalanların en kötüsünün sükunet yalanı olduğunu anlıyordum.
Bir zamanlar olduğum çocuk Woroïno’lu çocuk artık yok, ve tüm varoluşumuzun şartı kendi kendimize karşı sadakatsizlik. En eski hayaletlerimizin tam da en iyi, en sevilen, en özlenen hayaletlerimiz olması tehlikeli bir şey. Çocukluğum bayram arifelerinin kaygıyla beklenişi, ya da bir şey olmasını dileyerek hiçbir şey yapmadan geçirilen çok uzun öğle sonralarının uyuşukluğu kadar uzak benden. O zamanlar adlandırmayı bile bilmediğim bu huzuru yeniden bulmayı nasıl umabilirim? Bütün benliğimimin ondan ibaret olmadığını anlayıp bu huzuru kendimden ayırdım. Hemen itiraf edeyim ki, huzur dediğimiz o bilgisizliğe hâlâ yerindiğimden pek emin değilim.
O kadar çok yalan söyledik ve yalan yüzünden o kadar çok acı çektik ki, samimiyetin iyileştirici bir yanı olup olmadığını denemenin hakikaten zararı olmayacak.