Hayat, Monique, olası bütün tanımlardan daha karmaşıktır; basite indirgenmiş her imge, kaba olma riskini taşır her zaman.
…
Hayat şiirden daha fazla bir şeydir, fizyolojiden daha fazla bir şeydir, hatta o kadar uzun zaman inandığım ahlaktan da. Hayat bunların hepsidir ve çok daha fazlasıdır: hayat, hayattır. Tek servetimiz ve tek lanetimizdir. Yaşıyoruz, Monique; her birimizin kendi özel, biricik hayatı var, değiştiremediğimiz geçmiş tarafından belirlenen ve sırası geldiğinde, azıcık da olsa, geleceği belirleyen hayatı. Kendi hayatı. Sadece kendisine ait olan, iki kere yaşanmayacak olan ve hiçbir zaman tamamıyla anladığından emin olmadığı hayatı. Burada hayatın bütünüyle ilgili olarak söylediklerimi bir hayatın her bir anı için de söyleyebilirim. Başkaları bizim mevcudiyetimizi , hareketlerimizi, kelimelerin dudaklarımızda nasıl şekillendiğini; sadece biz kendi hayatımızı görürüz. Bu garip bir şeydir: hayatınızı görürüz, onun böyle olmasından hayrete düşeriz, ama onu değiştiremeyiz. Hayatımızı yargıladığımızızda bile, hâlâ ona aitizdir; onaylamamız da kınamamız da onun bir parçasıdır, kendi kendini yansıtan odur daima.
Bir zevkti bu; aynı zamanda neredeyse bir ıstıraptı. Ömrüm boyunca zevki ve ıstırabı birbirine çok yakın iki duygu olarak düşünmüşümdür; biraz düşünceli bir mizaca sahip herkes için de aynı şey geçerlidir sanırım.
….
Hepimiz aynıyız: acıklı bir olaydan korkarız; bazen öyle bir şeyin olmasını dileyecek kadar hayalci oluruz, ve onun çoktan başlamış olduğunu fark etmeyiz.