Çoğu zaman ekran başında çakılı kaldığımız, bakışlarımızı ellerimizdeki dikdörtgen objelerden ayıramadığımız, bugün yaşadığımızı yarın unuttuğumuz günümüzün senkronize iletişimden kopuk dünyasında, lütfen durup bir nefes alın!
Kafayı bu kitaba takmıştım. Fakat kitabın ne dediğini anlamaya çalışmak bir bataklığı kurutmaya çalışmaktan farksızdı. Bunun nafile bir çaba olduğunun farkındaydım, ama yine de kitaptaki sırları çözmek için çaresizce çabalıyor, zaman zaman umutsuzluğa kapılarak kitabı fırlatıp atıyor, sonra yeniden elime alıyordum. Yine de sözcüklerin ifade ettiği anlamı uzaktan uzağa hissetmekten öteye geçemiyordum. Öyle ki, bir süre sonra kendimden şüpheye düşmüş, harfleri deşifre edip kelimelerin anlamını çözmeye yarayacak optik reseptörlerimden birinin eksik olduğunu düşünmeye başlamıştım! Çünkü ne kadar çabalarsam çabalayayım, metin anlaşılmazlığını korumaya devam ediyordu.
Ölüm varsa hayatın anlamı ne diye soranlar,
Her nefesle günden güne havaya karışanlar!
Meçhuldür sizden sonrakiler, unutuldu hep öncekiler.
Ruhlar baki olsa da, zamana yenik düşer fani bedenler.
Ey okur! Öyleyse, zamanın hakkını ver, hâlâ vaktin varken,
Ne diye ölümü kovalarsın, henüz hayattayken!