Eser hakkında elbette güzel şeyler söylenebilir ama bu, her işte her zaman en kolay olanıdır. Eksikleri ya da çelişkileri yakalayıp söylemek daha zordur. Çünkü insanlar hoşuna gidenleri okur, okurken sevdiği görüşlere odaklanır, gerisini ise görmezden gelir. Çünkü neredeyse hiç kimse, hoşlanılmayan veya sevilmeyen şeylerle yüzleşme cesaretini her zaman gösteremez. Hoşumuza gidenleri okur, okuduklarımızı da bizimle aynı hoşnutluk içinde olanlarla paylaşmak isteriz; diğerleri ise “gıcık”tır. İşte bu incelemede hedefim, mümkün olduğunca çok insanda “gıcık”lık yaratmaktır. Bunu da eserin kendi argümanlarına itirazlarla yapmaya çalışacağım.
Öncelikle eserin bir özet olduğunu söylemek gerek. Önsözde verilen bu detay, belli ki eserin kendisiyle çelişkiye düşülmesini pek umursamamış. Sayfa 8’deki şu satırlara bakın: “Aklı başında bir okur, sosyalist felsefe konusunda belirli bir sonuca varmadan önce, kitapçığın bütününü okumalıdır.” O halde bu kitapla amaçlanan, okurların aklını başından almak mıdır?
Başlıklar halinde ilerleyecek olursak, ilk olarak sınıf savaşımına geliyoruz. Burada işe sahip olmakla işçiye sahip olmak diye bir ayrım var. Efendilerin işçileri, işçilerin de işleri var. Efendiler oturuyor, işçiler üretiyorlar. Peki ama sizce komünist ve sosyalist bakış açısından insanlar oturdukları için mi efendi oluyorlar, yoksa efendi oldukları için mi oturuyorlar? Veya çalışan herkes işçi, işçi olan herkes de değerli midir? (Tabi buradaki değeri, efendi ile işçi arasında kurulan hiyerarşiyi tersine çeviren, yani işçiyi yüce, efendiyi aşağılık gören bu ideolojiler açısından değerlendirin). Entelektüel etkinlikler de oturarak yapılırlar; okursun, yazarsın falan. Şimdi entelektüel etkinliklerle meşgul olan insanlar oturdukları yerden para kazanmasınlar mı? Veya onlara bir