Demek ki, manevi unsuru, parayla pulun ötesinde olan şeyleri simgeledikleri için dostluktaki çıkar gütmezli- ğin en iyi nişanesi olan, daha da az bulunur şeyler sırasına giriyordu; peki, insan, arkadaştan çok kızı gibi bir dosla sa hip olacak kadar şanslıysa, bu köpeği ona bu duygularla ar mağan etmez miydi; hele bu, tüm yaz ayları boyunca Wim- pole Sokagı’ndaki bir arka odada kapanıp kalan bir dostsa, İngiltere’nin en önde gelen kadın şairi, parlak, lalilısiz, hay ranlık uyandıran Elizabeth Barretl’in ta kendisiyse? Bunlar, Flush’ın güneş ışığında yuvarlanıp sağa sola segirtişini sey rederken olsun, Londra’da Miss Barrett’in karanlık, sarma şıkların gölgelediği yatak odasında divanın üzerinde oturur ken olsun Miss Milford’ı gitgide daha sık meşgul eden dü şüncelerdi. Evet. Flush, Miss Barretı’e, Miss Barretl Flush’a layıklı. Özveri büyük olacaktı; ama bu özveride bulunulma lıydı.