Gabriel García Márquez'in 1981'de yayımlanan yedinci romanı Kırmızı Pazartesi, işleneceğini herkesin bildiği ancak engel olmak için kimsenin bir şey yapmadığı bir cinayetin öyküsüdür. Fakat cinayet bu kitabın görünen konusudur yazarın asıl amacı bu namus cinayeti ile birlikte toplumsal normların insanlar üzerindeki yansıyışını anlatmaktır. Yazar özellikle toplumsal normlardan kimlik ve cinsiyet konularına dikkat çekmektedir ve bunu okuyucunun duygu ve düşüncelerini etkilemek amacıyla farklı yaklaşımlar göstererek yapar. Farklı yaklaşımların içinde sık sık büyülü gerçekçilikten yararlanmaktadır. Motifler kullanmakta ve üstkurmaca, geriye dönüş ,röportaj gibi teknikleri el üstünde tutmaktadır. Çocukluktan itibaren öğrenilmeye başlayan toplumsal rolleri ve namus kavramını dinin de etkisiyle sosyolojik bir şekilde incelemektedir ve tüm bunları bir cinayetin arkasına gizleyerek okuyucuya aktarmak istemektedir.
Kitabın röportaj tekniği ile yazılması olayın farklı karakterlerin bakış açısından görülmesi bakımından önemli bir unsurdur. Bu sayede yazar cinayete objektif bir biçimde yaklaşabilmektedir çünkü asıl önemli olan cinayeti kimin işlediği değil işlenen cinayetin farklı kişi ve karakterler üzerindeki etkisini, dolayısıyla toplumun bakış açısını okuyucuya daha net bir şekilde vermektir. Kaldı ki cinayetin işlendiği gün hava durumunun ne olduğunun dahi tam olarak belirlenememesi tek bir olayın insanlar tarafından ne denli farklı yansıtılabileceğinin bir kanıtıdır ve yazarın kimlik ve cinsiyet konularını da nasıl işleyeceğine dair okuyucu için bir öngörü oluşturmaktır. Angela Vicario’nun bakire olmadığının öğrenilmesi bu toplum için kabul edilebilir bir durum değildir. Angela Vicario’nun bu durumdan duyduğu utanç o kadar büyüktür ki ölmek istediğinden bahseder. Angela