Bundan üç ay önceydi. Oturmuş ordan burdan konuşuyorduk. Hayatın yorgunluğundan , ailesinin bitmeyen sıkıntılarından , kendini ailesine adamışlığından, sanki evin annesiydi O… herkes onun arardı. Nurgül şöyle Nurgül böyle… Bu kadar şeye rağmen kıyamazdı kimseye. Kırılsa da belli etmezdi. Hayata gülerek devam ederdi. Amaaaan ne yapayım derdi… Kardeşinin hastalığıyla boğuşurken kendini o kadar unutmuştu ki doktorlar genetik bir hastalık olabilir diye ona da bakmışlardı ve bir anda dünyası kararmıştı. Kendisinin hasta olduğunu öğrenmişti. Acilen ameliyat olması gerekiyordu. Yoksa felç riski var dedi doktorlar. Neye uğradığımızı şaşırdık. Kimseye söylemek istemedi. Kimse sakın bana üzülmesin ve acımasın dedi. Biz onun çok güçlü bir kadın olduğunu biliyorduk. Nurgül gider bikaç ayda toparlar yanımıza geri döner diyorduk. Sen neler atlattın bunu mu atalatamayacaksın dedik. Ve büyük bir moralle onu ameliyata gönderdik. Bir buçuk ay iyiydi toparlanmıştı. Ve bir gece aniden kalbi durdu. Doktorlar uzun uğraşlar sonunda kalbini çalıştırdı. Nurgül pes etmezdi. Ne oldu doktorlar mı bişeyi eksik yaptı. Bir şeyler ters mi gitti derken ertesi gece tekrar kalbi durdu ve geri gelmedi Nurgül. İlk defa hayatımda birinin cenazesine katıldım. Onu defnettik. Hala inanamıyordum. Ta ki camiye gittim karşımda onu tabutun içinde yatar vaziyette görene kadar. Kendimi bu kadar çaresiz hissetmemiştim. Bu kadar güçsüz. Dokunamadım bile tabutuna. Sadece bi süre uzaktan baktım ve çıktım oradan. Yerin şad olsun…