16. yüzyılda başlayan Reformasyonun dini hareketleri, köylülerin ayaklanmalarından da anlaşılacağı gibi devrimci bir karakter taşımaktaydı ve bu hareketler aynı zamanda milliyetçi hareketlerdi. Luther şöyle söylemişti: “İtalyanların gözünde biz Almanlar, aşağılık Cermen domuzlarından başka bir şey değiliz. Bizi şarlatan gibi oynatıyorlar ve ülkemizi iliğine kadar sömürüyorlar. Uyan Almanya!”
Fransız Devrimi aynı zamanda milliyetçi bir harekettir. Parlemento 1792’de, ülkenin her tarafına “Vatandaşlar, vatan için doğar, vatan için yaşar ve vatan için ölür” ibaresini taşıyan anıtlar dikilmesi için kararname çıkarmıştır.
Aklı başında kişilerin ilerleme arzusu bile inanç aracılığıyla devam ettirilir. Bu inanç, örneğin, insanın temelden iyi olduğu ve bilimin her şeye muktedir olduğuna duyulan inançtır. “Bir kasaba ve ortasına bir saat kulesi kurmayı düşünen ve kulenin tepesinin göklere değeceğine inanan insanların ki”gibi iddialı bir inançtır bu.
H.D. Thoreau diyor ki:
“Bir insanın işlerini görmesine engel olacak bir derdi varsa, hatta karnı bile ağrıyorsa, bunun için dünyaya yeni bir düzen verilmesi gerektiğine inanır.”