Aslında en çok aşık olduğum sevgililerim, onlara beslediğim aşkla asla çakışmamışlardır. Ben onları görebilmek, sadece benim olmalarını sağlamak için her şeyden vazgeçtiğime, bir akşam kendilerini boş yere bekleyecek olsam hıçkırarak ağladığıma göre, bu aşk gerçekti. Ama onlar, bu aşkın sureti olmaktan çok, aşkı doğurup doruğuna ulaştırma özelliğine sahiptiler. Onlara baktığımda, onları dinlediğimde, kendilerinde bu aşka benzeyen, bu aşkı açıklayabilecek hiçbir şey bulamazdım.
Oysa tıpkı insanlara alışmamız gibi nesnelere de alışırız, sonra, aynı nesnelerin daha önce taşıdığı farklı anlamı, ardından, bütün anlamlarını kaybettiklerinde şahit oldukları, bugünkünden çok farklı olayları, aynı tavan altında, aynı camekanlı kitaplıklar arasında oynanan farklı sahneleri ansızın hatırladığımızda, bu farklılığın işaret ettigi gönül ve hayat değişimleri, mekânın tekliğiyle pekişen değişmez dekorun sürekliligi tarafından iyice vurgulanır.