S: Bütün bilmek istediğim, dünyanın dertleriyle nasıl başa çıkabileceğimizdir.
M: Siz onları kendi arzularınız ve korkularınız yüzünden yarattınız, onlarla başa çıkın. Hepsi kendi gerçek varlığınızı unutmuş olmanızdan dolayı vardır. Perdedeki filme gerçeklik verdiğinizden, oradaki insanları seviyor, onlarla birlikte acı çeki yor, onları kurtarmaya çalışıyorsunuz. Ama iş böyle değil. Siz işe kendinizle başlamalısınız. Başka yol yoktur.
Siz karmaşa içindesiniz, çünkü dünyanın içinde olduğunuza inanıyorsunuz, dünyanın sizin içinizde olduğuna değil.
Önce kim geldi, siz mi, ana-babanız mı? Siz belli bir zamanda ve yerde doğduğunuzu, bir ana babanız, bir bedeniniz ve isminiz olduğunu hayal ediyorsunuz. İşte bu sizin günahınız ve felaketinizdir. Eğer onun üstünde çalışırsanız dünyanızı değiştirebilirsiniz elbette. Elbette çalışın.
Sizi kim durdurur? Cesaretinizi ve hevesinizi asla kırmadım. Nedenli olsun nedensiz olsun bu dünyayı siz yaptınız ve onu değiştirebilirsiniz.
Kendimize ait olanı olmayandan ayırt etme yönündeki psikolojik kapasitemiz sakatlandığında, bu sakatlık fizyolojimize de yayılma eğilimi gösterir. Bastırılmış öfke, bozuk bağışıklığa yol açar. Duyguları etkili bir şekilde işleyip ifade edememek ve başkalannın ihtiyaçlarına hizmet etmeyi kendi ihtiyacını düşünmenin dahi önüne koyma eğilimi, kronik hastalık görülen insanlarda ortak davranış biçimleridir. Bu başa çıkma tarzları psikolojik düzeyde sınırlarda bulanıklaşmayı, kendine ait olan ile olmayan arasında bir karmaşayı temsil eder. Aynı karmaşa; hücreler, dokular ve vücudun organları seviyesinde de devam edecektir. Bu durumda bağışıklık sisteminin kafası kendine ait olanı başkasına ait olandan ayırt edemeyecek kadar karışır veya tehlikeye karşı savunma yapamayacak hale gelir.