"Geceleri üzerine kafa yorduğumuz olayların genelde kötü şeyler olması tuhaf değil mi? Sadece kendimizi kötü hissetmemize neden olan şeyleri düşünüyoruz."
Kitap, Budayıcıoğlu’nun birkaç hastasının hayat hikayelerinden ve tedavi süreçlerinin derlemesinden oluşmuş. Aralara konulmuş kısa kısa farklı birkaç hastanın hikayelerinin yanı sıra asıl hikayemiz camdaki kıza, yani Nalan’a ait. Nalan’ın zorluklarla ve yaralarla dolu, aşk, ölüm ve ihanetle çevrelenmiş hayatını ve bütün bunların içinde başrollerde bulunan karakterlerin yaşam öykülerini okuyoruz. Yazar kitapta kader motifinden bol bol bahsetmiş ve bize anlatmak istediği kaderimizin, bilinenin aksine, bizim ellerimizde olduğu mesajı başarılı bir şekilde okuyucuya geçirilmişti. Bunun dışında farklı kültürlerde yetişen, farklı geçmişleri olan insanların nasıl beraber geçinebildikleri, geçinemedikleri, insanların geçmişini bilmeden yargılamamanın önemi gibi birçok fikir ve mesaj da barındırıyordu kitap. Anlatım ve duyguların okuyucuya aktarılışında yalın ve sade bir dil kullanılmıştı. Kitabın türünü ve yazarın aslında bir psikiyatrist olduğunu göz önünde bulundurursak zaten edebî ya da süslü bir anlatım beklentisinde olamayız. Üstelik bence bu sade anlatım dili kitaba akıcılık katmıştı. Genel olarak sevdiğim ve sıkılmadan, keyifle okuduğum bir kitaptı.
Camdaki KızGülseren Budayıcıoğlu · Doğan Kitap · 201928,1bin okunma
“Ümit insanın içinde kendiliğinden doğmuyor. Birilerinin, zamanında bu ümidi o çocuklara aşılaması gerekiyor. Onlara, ‘Yapamam ne demek, yapanlardan senin neyin eksik, tabii ki yaparsın’ diyen birileri gerekiyor.”