Kapı ağası Hasan Ağa ile karşılaştım. Maneviyatı yüksek olan bu zatın ağladığını anlayınca ne olduğunu ısrarla sordum bunun üzerine bana gördüğü bir rüyayı anlattı "Şu kapının ardında Arap simalı dört kişi ve ardında bir ordu gördüm o dört kişide sancaklar vardı İçlerinden biri benimle konuştu ve şu gördüğün Ebubekir Sıddık (r.a.), şu gördüğün Ömer'ül Faruk (r.a.), şu Osman Zinnureyn (ra.), ben ise Ali Bin Ebi Talib (r.a.)'im Selim Han'a haber ver Harameyn'in hizmeti ona verilmiştir."
İşte bu görülen rüya üzerine Sultan Selim, "Biz hiçbir zaman manevi bir işaret almadan sefere çıkmadık Hasan Can" demiştir.
Yüz yıl önce benimle aynı yerde durup aynı yere bakan insanla birleştiğimi bilmenin kamaşması. Aynı bilinçte var olmanın insana verdigi o eşsiz ve bu dünyadan olmayan haz.
Her şeyin hududunda daima harekette bulunan zerratı durdurup geri çeviren bir hudut bekçisi vardır. O zerratı taşmaktan men'ediyor. O bekçi ise muhit bir ilmin tecellisidir ki o tecelli kadere, kader de miktara, miktar da kalıba tahavvül eder. Demek her şey, içerisindeki zerrata bir kalıptır.