“Zeze, önemli olan hayatın güzel olduğunu, göğüsümüzde ısıttığımız güneşi tanrının bize bütün güzellikleri çoğalsın diye vermiş olduğunu keşfetmek.
Yani ağladığım zaman güneşimi satmış mı oluyorum? “
“Kesinlikle buraya güneşin soğumasına engel olmaya gelmedin mi? “
Doğruydu.
“Öyleyse elimi dostça sık , sonra gidip birlikte güneşi uyandıralım.“

“Senin güneşin hüzünlü Zeze. Yağmur yerine gözyaşlarıyla kuşatılmış bir güneş. Sahip olduğu gücü, yeteneklerini henüz kavrayamamış bir güneş. Senin bütün anlarını henüz güzelleştirmemiş bir güneş. Küçük biraz mızmız bir güneş.”
“Her şeyi olgunlaştıran Güneş. Mısıra rengini veren nehrin sularını berrak hale getiren. Güzel değil mi Zeze?”
“Güzel. Güneş olmayınca çok canım sıkılıyor.”
"Biliyor musun, Adam, başıma gelen çok garip. Maurice bile yavaş, yavaş benden uzaklaşıyor. Ziyaretleri seyrelmeye başlıyor. Söyledi bunu, bir gün uzaklaşacak benden. Niçin böyle olması gerekiyor peki?"
"Basit, Zeze. Büyüyorsun ve yavaş yavaş nesnelerin gerçekleri içine giriyorsun."