Tasavvufi bir tarikat şeyhinin mürşidesi olan Nurcihan Giray, kafasını İslam’ı yoksulluktan, cehaletten, köylülükten arındırmaya takmıştı. Bunun yolunu da yoksulları, cahilleri, köylüleri görüş menzilinden çıkarmakta bulmuştu. Namazlar Boğaz manzarasına karşı, misk-ü amber kokuları eşliğinde kılınsın ve kimsenin çorabı delik, ceketi yamalı, teri kokulu, saçları yağlı olmasın istiyordu.
Nurcihan Giray’a göre “insanlar kendilerinden üstte olanlarla beyhude yarışmak yerine, kendi çevresinin en makbulü olmayı bilerek” mutlu olabilirdi. Eşitlikçiliğin sebep olacağı adaletsizliktense, hiyerarşinin temin edeceği ahenk ve nizam bin kat yeğdi. Eğitimi ve okuryazarlığı yaygınlaştırma gayretlerine de karşıydı Giray, zira “et yiyenin önüne ot, ot yiyenin önüne et koyarak” asırların tecrübesiyle teşekkül ettirilmiş kutsal bir dengeyi bozmanın alemi yoktu. Mazinin itaat ve haddin her şeyden önce geldiği dahice düzeninde kölelik pekala şerefli bir mevki sayılırdı.