Samsun'a çıktıktan 10 gün sonra, 29 Mayıs 1919...
İstanbul'un fethi, İstanbul'u fethettiğimizden beri, 1453'ten beri ilk kez kutlanmadı. İşgal kuvvetleri komutanlığı tarafından yasaklanmıştı.
2. Mehmet fethetmiş.
6. Mehmet kaybetmişti.
Çıplak gerçek buydu... İstanbul umutsuzca kurtarıcısını bekliyordu.
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Osmanlı devletinin temelleri çökmüştü.
Ömrü tamamlanmıştı.
Ortada bir avuç Türk'ün barındığı ata yurdu kalmıştı.
Bu durumda ciddi ve gerçek karar ne olabilirdi?
Milli hakimiyete dayanan, kayıtsız şartsız, bağımsız Türk Devleti kurmak... Kararım buydu.
Ya istiklal ya ölüm'dü!
Abdülhamid, o günlerde tahttan indirilmiş padişah olarak Beylerbeyi Sarayında göz hapsinde yaşıyordu.
Çanakkale zaferinin ardından hatıra defterine şunları yazdı:
"Düşman tasını tarafını toplayıp, askerlerinin yarısını denize, yarısını gemilerine dökerek çekip gitti. Bu büyük zaferi Mustafa Kemal adında bir miralay kazanmış. Allah devletine hizmet edenlerden razı olsun.
Harp Akademisi'ndeyken elyazısıyla hazırlayarak, "Vatan" adıyla tek sayfalık dergi çıkardı. Hürriyet, kadın hakları, milliyetçilik konularında yazıyordu.
Gizlice, elden ele dağıtılıyordu.
"Fikri hür, vicdanı hür, irfanı hür nesiller" sözünün kaynağı, Tevfik Fikret'in dizeleriydi. Hatta öyle ki... "Ben devrim ruhunu ondan aldım, Tevfik Fikret'i tanıyanlar, benim ne yapmak istediğimi kavrayacak kimselerdir" diyordu.