ılgın

Puan vermedi·352 syf.··
2026 6. kitabı
·
17 saatte okudu
·
Okunma: 23 Haziran 2026 02:55
Blue Sisters bana sevginin her zaman anlamak anlamına gelmediğini düşündürdü. Kardeşler birbirlerini seviyordu ama hayatlarının tamamını bilmiyorlardı. Nicky öldüğünde sadece bir insanı değil, onları birbirine bağlayan ortak parçayı da kaybetmiş gibiydiler.
Blue SistersCoco Mellors · Ballantine Books · 202430 okunma
Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?
Rory karşıma çıkayım deme
Puan vermedi·344 syf.··
2026 5. kitabı
·
5 günde okudu
·
Okunma: 02 Mart 2026 22:30
Adelaide benim için bir aşk hikâyesinden çok bir kimlik kaybı anlatısıydı. Roman boyunca Adelaide’in en büyük yanılgısı fazla sevmesi değil, kendini sevginin içinde silikleştirmesiydi. Rory’yi idealize ederken kendi değerini onun ilgisine bağladı ve yaşanan her sorunu kendinde aradı. İlişkideki duygusal asimetri baştan itibaren hissediliyordu. Adelaide büyük jestler yaparken Rory’nin toksik olması bok gibi hediyeler vermesi güç dengesini açık ediyordu. Bu yüzden Adelaide bence fazla bile bekledi o doğum günü hediyesinden sonra Rory’i çoktan şutlamıstım. Toparlanma kısmı ise bende daha karışık bir his bıraktı. Adelaide’in intihara meyilli bir noktaya gelmesinden sonra terapiye başlaması ve ilaç kullanması gerçekçi bir adım. Ancak sonrasında hayatın hızla düzene girmesi, sosyal çevrenin sağlam durması ve yeni bir flört ihtimalinin belirmesi biraz fazla pürüzsüz ilerliyor. Böylesine derin bir kimlik kaybından sonra iyileşmenin daha dalgalı, daha geri dönüşlü olmasını beklerdim. Bu yüzden final umutlu olsa da tam anlamıyla ikna edici gelmedi. Yine de roman, sevgi ile bağımlılık arasındaki ince çizgiyi görünür kılıyor. Adelaide’in kaybı aslında Rory değil, onun üzerinden kurduğu kimlikti. Bu açıdan kitap, aşkın değil, kendini kaybetmenin hikâyesi olarak kalıyor.
AdelaideGenevieve Wheeler · Kairos Kitap · 20251,984 okunma
On Tyranny Üzerine
Puan vermedi·128 syf.··
2026 4. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 01 Mart 2026 14:23
On Tyranny benim için bir tarih kitabından çok bir refleks kitabı oldu. Otoriterliğin nasıl geldiğini değil insanların ona nasıl zemin hazırladığını gösterdi. Kitabı bitirdiğimde korkudan çok netlik kaldı. En güçlü farkındalığım şu oldu. Demokrasi dış tehditlerle değil iç konforla zayıflar. En çok gerçeğin görecelileşmesi bölümü üzerinde durdum. Demokrasi ortak bir gerçeklik zeminine ihtiyaç duyar. İnsanların gerçeği bilmemesi değil bilmek istememesi daha tehlikelidir. Kendi inançlarını korumak rahattır. Gerçeği kabul etmek ise sorumluluk ister. Ve çoğu insan sorumluluğun yükünden kaçabilir. Önceden itaat fikri de çarpıcıydı. Baskı gelmeden uyum sağlamak çoğu zaman korkudan değil güvende kalma arzusundan doğar. Belirsizlikten kaçarken sistem hızlanır. Bu noktada anladım ki demokrasi ancak onu ayakta tutan karakter kadar güçlüdür. Demokrasinin seçimle değil eleştiri güvenliğiyle ölçüldüğünü görmek de önemliydi. Kamusal alanda susmak nötr değildir. Boşluk yaratır ve o boşluk güç tarafından doldurulur. Mesleki etik bölümü kitabı kişisel hale getirdi. Otoriterlik fanatiklerden çok görevini sorgulamayan profesyonellerden güç alır. Küçük çıkarlar biriktiğinde büyük yapılar değişir. Bu kitabın bende bıraktığı en net karar daha çok sorgulamak oldu. Çünkü demokrasi bir sistemden önce bir karakter meselesidir.
On TyrannyTimothy Snyder · Tim Duggan Books · 2017815 okunma
Kendine Ait Bir Oda Üzerine
Puan vermedi·120 syf.··
2026 3. kitabı
·
9 günde okudu
·
Okunma: 25 Şubat 2026 17:30
Bu kitabı bitirdiğimde şunu fark ettim. Oda dediğimiz şey aslında tek bir şey değil. Önce zihinsel özgürlük. Sonra ekonomik bağımsızlık. Sonra fiziksel bir alan. Eğer zihnin özgür değilse, kapıyı kapatsan bile oda olmuyor. Eğer paran yoksa, zihnin özgür olsa bile süreklilik olmuyor. Hepsi birbirine bağlı. Woolf’un para vurgusu bana başta sert gelmişti ama sonra ikna oldum. Sanat tamamen ekonomi değildir. Ama ekonomiden de bağımsız değildir. Belki yarısından biraz fazlası zemine bağlıdır. Zemin yoksa üretim hep kırılgan kalıyor. Altın külçeleri romantik bir şey değil. Süreklilik demek. Bugün kadının odasını en çok tehdit eden şeyin aile rolleri olduğunu düşünüyorum. Dijital dikkat dağınıklığı aşılabilir. Ama hem güçlü ol hem yumuşak ol. Hem kariyer yap hem evle ilgilen. Hem anne ol hem birey kal. Bu bölünmüşlük zihni yoruyor. Oda kurmak için önce bu bölünmüşlüğün azalması gerekiyor. Kitapta beni en çok sarsan şey erkeklerin kadınlardan bu kadar korkmuş olmasıydı. Bu korkunun kadını küçük gösterme ihtiyacına dönüşmesi. Aciz. fikirsiz. karaktersiz gibi sıfatlarla kadını tanımlamaları. Sonra da ortaya çıkan eşitsizliği doğal fark gibi sunmaları. İş yerlerinde erkek daha güçlüdür diş çekimini daha iyi yapar gibi cümleler duyuyoruz. Oysa diş çekimi yalnızca kuvvet değil teknik ve bilgi meselesi. Ama sistem sonucu doğallaştırmayı seviyor. Kadın yazısının farklılığının özden değil koşullardan doğduğunu düşünüyorum. Kadın farklı büyüyor. Farklı sorumluluklarla yetişiyor. Bu yüzden başka türlü görüyor. Ama erkek formuna uyduğunda bu bana başarı gibi gelmiyor. Daha çok kabul görme çabası gibi geliyor. Biraz kayıp gibi. Kadın olduğunu unutmuş bir kadın olarak yazmak fikri beni özgürleştirdi. Çünkü kadın dediğimde aklıma gerçekten prangalar geliyor. Sürekli kendini açıklamak
Kendine Ait Bir OdaVirginia Woolf · Karbon Kitaplar · 201848,3bin okunma
başkalarının tanrısı olan musa?
Puan vermedi·160 syf.··
2026 2. kitabı
·
7 günde okudu
·
Okunma: 17 Şubat 2026 03:34
spoiler içerir- bu kitabı okurken beni en çok rahatsız eden şey karakterlerin sürekli aynı duygusal yerde kalmasıydı. şehrin onları istememesi geçmişten kopamamaları dışlanmışlık hissinin tekrar etmesi bir noktadan sonra dramatik değil boğucu gelmeye başladı. bir kırılma ya da dönüşüm bekledim ama metin bilerek o karanlık yerde kaldı. sonunda şunu düşündüm. bu sabitlik bir eksiklik değil bir mahkûmiyet olabilir. musa değişmiyor çünkü değişemiyor. zihnindeki parçalanma yangınla birlikte sanki temizleniyor ama o yine başkalarının tanrısı olarak kalıyor. bu rol bir güç değil bir yük. ondan kurtulduğu anda sadece hayatta kalmaya çalışan insanların varlığını görüyor onlardan biri olmaya çalışıyor ama başaramıyor. çünkü insan olmayı değil işlev olmayı öğrenmiş. belki musa değişmek istemiyor sadece yorulmuş. rolünden yorulmak dönüşüm değildir. tanrı olmak istemiyor ama insan olmayı da bilmiyor. ve belki de asıl trajedi tam olarak burada.
Başkalarının TanrısıMine Söğüt · Can Yayınları · 20225,1bin okunma