Songül

Songül
@zikredenkalpler
Zorla Hıristiyanlaştırılmış Müslüman bir ailenin soyundan gelen İspanyol tarih profesörü Rodrigo de Zayas anlatıyor: "Krallığın her bir yanından toplanan Müslümanlar, yaya olarak limanlara getirilirler. Çokları yollarda ölür; açlıktan, susuzluktan ve bitkinlikten. Onları taşıtmak için Napoli'den, Ceneviz'den ve başka yerlerden kadırgalar getirtilir. Çok geçmeden askeri filolar yetersiz kalır. Bunun üzerine şahıslara ait gemiler kiralanır. Kaptanlar, Moriskleri (Müslümanları) taşımak için kelle başı ücret alırlar. Fakat, İspanyol limanlarından gözle görülmez olunca onları denize atmayı ve hemen dönüp yeni bir yükleme yapmayı daha kârlı bulurlar. Pek çok ayaklanma teşebbüsü olmuşsa da bunlar çarçabuk bastırılmıştır. Valencia engizisyoncusu Jaime Bleda, bu sürgünü en ince ayrıntılarına kadar tasvir eder. Şöyle bir düşünün: 1600 yılında İspanya Krallığı'nın nüfusu 8 milyondu. Moriskler bu nüfusun yaklaşık %10'unu oluşturuyordu. Bunların 600.000'i sürüldü ve Jaime'ye göre %75'i yolda öldü.... Sonuçta yapılana bakılınca hemen hemen Nazilerin yaptığı soykırıma benzer bir durum ortaya çıkmaktadır."
Sayfa 41
Reklam
1502'de Kral Ferdinand ile Kraliçe İzabella, İslâm dinini resmen yasaklayıp, bu dine mensubiyetin ölüm cezasını gerektiren bir suç olduğunu ilan ettiler. Camiler yıkıldı, Kur'an nüshaları ve diğer İslâmi kitaplar toplatılıp yakıldı. Müslümanların önünde üç seçenek vardı: Ya Hıristiyan olduklarını söyleyecek, ya bu diyardan gidecek, yahut öleceklerdi. Bir kısmı Kuzey Afrika'ya hicret etti. Bir kısmı da Hıristiyanlığı kabul eder gibi görünüp İspanya'da kaldı. Fakat Frenkler, "Hıristiyan olduk" demeyi yeterli bulmuyor, "Yeni Hıristiyanlar"ın gerçekten Hıristiyan olup olmadıklarını çeşitli yöntemlerle kontrol ediyorlardı. Mesela, Ramazan günleri yüksek tepelere çıkıp Müslüman mahallelerinde bacaların tütüp tütmediğine bakıyor ve oruç tutan "gizli kafirler'i engizisyon mahkemelerine sevk ediyorlardı. Frenklerden farklı giyinmek, domuz eti yemeyi reddetmek, Pazar günleri çalışmak veya Cuma günleri çalışmamak da engizisyon (yani ölüm) sebebiydi. Frenkler tabii ki Arapça'yı da yasakladılar. Böylece, Avdar adlı bir keşişin 854 yılında yükselttiği şu feryadın gereği nihayet yapılmış oldu: "Dindaşlarımın çoğu Arapların yazılarını ve şiirlerini okuyor. Müslüman din adamlarının ve filozoflarının eserlerini araştırıyor; bunları, onların iddialarını çürütmek için değil, kendilerini zarif ve kusursuz bir şekilde ifade etmek için yapıyorlar. Günümüzde mukaddes kitapları Latince okuyan birisini nereden bulacağız? İncil'i, peygamberleri ve havarileri kim araştıracak?Genç Hıristiyanlar yalnız Arap dili ve edebiyatına ilgi duyuyorlar, büyük bir şevkle Arapça eserleri okuyorlar ve araştırıyorlar.... İçimizde binlerce kişi arasında bir dostuna orta halli bir Latince ile mektup yazabilecek kabiliyette birisi güçlükle bulunur. Buna karşılık düşüncelerini Arapça ifade etmesini ve bu dille
Sayfa 38
Frenkler Müslüman topluluğa bile tahammül edemiyorlardı. Farklı bir dine ve kültüre mensup olan insanlarla yan yana yaşamayı bilmiyor ve öğrenmek de istemiyorlardı. Herkes onlar gibi olmalı, onlar gibi inanmalı, onlar gibi düşünmeli, onlar gibi konuşmalı, onlar gibi giyinmeli, onlar gibi yiyip içmeli, onlar gibi yaşamalıydı. Müslümanların tekrar tekrar verdiği medeniyet derslerinden paylarına düşeni almayı reddediyor, 'Ötekiler ya bizim gibi olsun, ya da yok olsun' demeyi ısrarla sürdürüyorlardı.
Sayfa 37
Batılılar dün olduğu gibi bugün de kendileri gibi olmayan, kendileri gibi amel etmeyen, kendileri gibi giyinmeyen, kendileri gibi konuşmayan insanlara alerji duyarlar. Bilhassa Müslümanlar fena halde asaplarını bozar. ...Batılıların Müslümanları çekemezliği öteden beri var olan bir sorundur ve bu sorunun temelinde terör filan değil, Batılıların kültür ve Medeniyet ırkçılığı yatıyor.
Sayfa 18
1000Kitap
İddia: Hazreti Muhammed Peygamber, evine giren insanlardan rahatsızlık duymuş, bunu onlara söyleyememiş, duyduğu rahatsızlıktan vazgeçmeleri için Allah emretti diyerek ayet uydurmuş (?) Önce ayetlere bir bakalım:  Ey iman edenler! Kendinizi tanıtıp izin almadan ve içinde oturanlara selâm vermeden kendi evlerinizden başka evlere girmeyin. Sizin için daha iyi olanı budur; umulur ki düşünüp anlarsınız.  Eğer o evlerde bir kimse bulamazsanız -size izin verilmedikçe- oralara girmeyin. Size “(Kabul edemiyoruz,) dönün” denirse hemen dönün; bu sizin için daha nezih bir davranıştır. Allah bütün yaptıklarınızı bilmektedir.  İçinde kimsenin oturmadığı ve kendinize ait eşya bulunan evlere girmenizde sizin için bir sakınca yoktur. Allah açıkladığınızı da bilir, gizlediğinizi de! (Ahzap 33) Cevab: Şöyle ki Peygamber Efendimiz (aleyhisselam) hicret ettiği zaman hicret ettiği yer olan Medine'de adı duyulmuş, sağdan soldan bir çok insan onu ziyarete geliyormuş. Gelenlerin bir kısmı çöl bedevileriymiş. Yani kanun, kural, nezaket bilmeyen, kaba, saba çöl adamlarıymış. Bu insanlar Peygamber Efendimizin eğitiminden sonra pırıl pırıl sahabe olacaklar, ama ilk geldiklerinde bir kısmı hakikaten çok sıkıntılı, sorun çıkaran insanlarmış. Medine'de Peygamberimizin evi mescide açılıyor. Sahabe ve bedevilerden bazen pat diye içeri (evine) dalanlar oluyormuş, bir gün çölden gelen bir bedevi duymuş ki; "Medine'de muhammed diye biri varmış, onu bir göreyim" demiş. Peygamberimizin evine gelmiş ve aniden, edepsizce kapıya pat diye vurmuş ve içeri girmiş. O sırada Hz. Aişe (r.a.) annemiz peygamber efendimiz ile (başı açık bir şekilde) otuyormuş.  Bedevi Hz. Aişe annemizi o halde görünce diyeceği şeyi unutmuş, peygamber efendimize dönüp; "benim iki tane eşim var, birini seninkiyle degişelim mi?"
Reklam