Haçlı zihniyetinin...en açık sözlü temsilcisi olan Silvio Berlusconi'nin 28 Eylül 2001 tarihli beyanatını hatırlayalım:
"Doğu'yu Batılaştırmak ve Doğu halklarını fethetmeye devam etmek Batı'nın yazgısıdır. Batı bunu zaten komünist dünyada ve İslâm dünya sının bir kısmında yaptı. 1400 yıldır gelişme kay detmeyen İslâm dünyasında da aynı şeyi yapacak tır. Medeniyetimizin üstünlüğünden ve gücünden emin olmalıyız. Bizim medeniyetimizde insan hak larına ve dinlere saygı var. İşte bu, İslâm ülkelerinde eksik".
(Sabah gazetesi, 29 Eylül 2001)
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Bir Batılı, kendisi agnostik ve hatta ateist de olsa, Hıristiyan'ı sahiplenip Müslüman'ı dışlamaktan kendini alamaz.
Alman 3Sat televizyonundaki bir belgeselde gününü camide geçiren emekli bir Türk için "30 yıldır Almanya'da bulunduğu ve Alman vatandaşı olduğu halde hâlâ Alman toplumunun dışında yaşıyor" deniliyordu. Gününü kilisede geçiren biri için "Alman toplumunun dışında yaşıyor" demek kimsenin aklına gelmez, ama cami "Alman toplumunun dışı" oluyor işte. Demek ki caminin Alman toplumunda yeri yok; Alman toplumuna dahil olmak için camiden çıkmak gerekiyor. Zaten Anayasayı Koruma Teşkilatı da Milli Görüş Teşkilatları'nı eleştirirken "Türkleri camide tutmak suretiyle entegrasyona set çekiyorlar" dememiş miydi?
Eğer atalarım, Müslüman orduları tarafından fethedilen bir ülkede Hıristiyan olmak yerine, Hıristiyanlar tarafından fethedilen bir ülkede Müslüman olsalardı, onların inançlarını koruyarak ondört yüzyıl köy ve kentlerinde yaşamaya devam edebileceklerini sanmıyorum. Gerçekten de, İspanya'daki Müslümanlara ne oldu? Ya Sicilya'daki Müslümanlara? Yok oldular, tek kişi kalmamacasına katledildiler, sürgüne zorlandılar, ya da cebren Hıristiyan edildiler. / İslâm tarihinde daha başlangıçtan itibaren, ötekiyle yan yana yaşama konusunda dikkate değer bir yatkınlık görülür. Geçen yüzyılın sonunda, en büyük İslâm gücünün başkenti İstanbul'un nüfusu içinde başlıca Rumlar'dan, Ermeniler'den ve Yahudilerden oluşan Müslüman olmayan bir çoğunluk bulunuyordu. Aynı dönemde Paris'te Londra'da, Viyana'da ya da Berlin'de nüfusun yarısının Hıristiyan olmayanlardan, Müslüman ve Yahudilerden oluşabileceği düşünülebilir miydi? Bugün bile, kentlerinde müezzinin ezan okuduğunu işiten pek çok Avrupalı rahatsız olurdu.