O sustukça rüzgar konuştu. Halının üstündeki tohumlar konuştu. Tohumların ruhu konuştu. En sonunda “Sözün ruhu var, değil mi Ez?” dedi. “Evet.” dedim. “Sözün ruhudur ruha değen. O ruh bazen yaşlıdır, bazen genç. Bazen yorgundur, bazen hırçın.”
“Kuru tahtanın can kazanması, sözü duyunca yumuşayan kalpleri anlatır. Özün toprak ama ateşin sebebi de sensin. Toprak olmaktan korkma. Toprak tamam olmaktır. İnsanın özü, topraktır.”
Geri çıkardılar beni eve, yatırdılar boyluca. Başıma bir bardak su koydular. Odada hiçbir şey yoktu. Bir ben, bir duvarlar. Ölüm her şeyi bir eder. Bir doğanı yerle bir. Uzak nehirler çağlıyordu kulağımda. Gözlerimi kapadım. Gökyüzünü görüyordum; ışıklı, büyük bir geceyi ağırlayan. Görüyordum toprak üzerinde öldüğümü ve ay olup gökte, dirildiğimi.
İyi bir edebiyat, iyi bir edebiyatı içinde barındıran kitap, dünyaya bir şekilde gelmiş ve dünya derdiyle karşılaşmış, dünyanın saldırısına uğramış, onunla dertlenmiş, bu dünyanın daimi olmayacağın bilen kişinin, ah o ölümlü kişinin ölüm korkusunu hafifletir.