“Toprakları kederden başka mahsul vermeyen, harap bir ülke uzanıyordu göz alabildiğine. Her bir yeşil yaprak, her bir ot ve tahıl tanesi, en az ülkenin sefil insanları kadar aciz ve kurumuştu. Her şey boynunu bükmüştü; mahzun, örselenmiş ve kırık döküktü. Haneler, çitler, evcil hayvanlar, erkekler, kadınlar, çocuklar ve onlaracan veren toprak; hepsi tükenmişti.”
“Mutsuzluğumda yalnızca masumiyetim bana destek oluyor; bu biricik, ama güçlü dayanaktan kendimi yoksun bırakıp yerine kötülüğü koymakla kendimi daha ne kadar mutsuz kılabilirim ki? Kötülük etme sanatında onlara yetişebilir miydim, yetişsem bile onlara yapacağım hangi kötülük içimi ferahlatırdı? Kendime olan saygıını yitirir, karşılığında hiçbir şey kazanamazdım.”