Kitabı kendimce iki bölüme ayırıyorum: ilk bölüm hastalık süreci. Bu bölüm ölüm sonlanıyor. Zaten yazar yani oğul kitabın başında bunu belirtiyor. Bu bölümde babanın hastalık süreci yavaş yavaş elden ayaktan düşmesiyle yanıbaşındaki insanların çaresizliği, ölümün adım adım gelişini okuyoruz. İkinci bölüm ise babanın ölümünden sonrası. Bu bölümde genellikle oğulun ölenin ardında kalan kişi olarak yaşadığı sancıları, ölüm fikrine dair düşüncelerini okuyoruz.
Anı-roman olarak kaleme alınmış bu eser beni derinden etkiledi. Yazarın yoğun duyguları insanı sağlam bir şekilde ele geçiriyor.
Bu kitapla anlıyoruz ki baba, oğlunun hayatında büyük bir öneme sahip. Bqba, oğulun hayran olduğu bir karakter. Uzun boyu, sözleri, davranışları hep oğulun zihninde. Zihninden de kalemine akıyor.
Yazarın Bulgar oluşu yaşantısında Türklerle pek çok ortak noktasının bulunduğunu gösteriyor. Sosyalizm etkisini bir yana bırakırsak bir babanın evladını sevme şekli ve topluma yansımaları aynı kültür öğesini paylaştığımızı gösteriyor.