İnsanın hissettiği ve yaptığı her şey, şu yada bu biçimde “yaşam yönünde” olup biter, ve bu yönün dışına kayan en küçük bir hareket bile ağır ya da korkutucudur.
“Korkunun romantizmi!” diye suçladı kendi kendisini. Korkutucu ya da yasak olana, düşlerin ve nevrozların yasal kalıbında hayranlık duymak. Ulrich’e tam burjuva dönemi insanlarına uygun bir tutum gibi geliyordu. “Ya o ya bu!” diye düşündü. “Ya hoşuma gidersin ya da hoşuma gitmezsin” ya seni bütün iğrençliğinle savunurum, ya da bu iğrençlikle oyun oynadığım için kendimi tokatlamam gerekir!” ve sonunda belki de soğukkanlı, ama kararlı bir pişmanlık bile duruma uygun düşebilirdi; eğer toplum böyle kurbanlardan talep ettiği ahlaki çabanın yarısını kendisi harcasaydı, bugün bu türden olayları ve kişileri engellemek için çok şey yapılabilirdi.