Aydınlıkla köhneliği belirginleşen bu kentte ve konutta, hiçbir şey neyse ben oyum. Öylesine bağsız ve yeğniyim ki, bu hafifliğin şiddetinin bedelini bir gün öderim diye düşünüyorum, Sanki varoluş beni cezalandırmak ister gibi; yoğunluğundan bana düşen payını benden geri alarak, bu yoğunluğu olur olmadık herkese ve her şeye fazlasıyla katlayarak sunuyor. Ülkem yok, cinsim yok, soyum yok, ırkım yok, ve bunları malettirici biricik güç, inancam yok. Hiçlik tanrısının kayrasıyla kutsanmış ben, inansam inansam bir buna inanabilirim. Yere göğe zamana denize kayalara ve kuşlara da dokunan aynı tanrı değil mi? Bu kutlu tanrının yönetkenliğinde, olmayan ellerimde bir yok-tartıyı tutuyor ve ölçüyorum yokluğun ağırlığını. Kafeslerinden birine onun oylumu pekâlâ sığıyor, diğerine ise duygular, duyumlar ve düşünceler yığılıyor; işte yetkin eşitlik... Her gün, her gece bu eşitliğin bilgisiyle geçiyor. Bir eskiciden satın alınmış bu teraziyi bir gün başka bir eskiciye vereceğim. O gün, tozanlarım her bir yana dağılıp, toprağın, suyun ölümsüzlüğüne eklenecekler ve ben özgürleşeceğim.
"Sevgiyi arttırmak istiyorum, güvenle katlamak -benim değil hiçbir şey, kağıt, kalem, aşk- nereden geliyor bu dirim, bu nasıl açılması çiçeklerin, kendiliğinden eşzamanlılığı öyle yalın ve güç şahlanması coşkumun -ve kapanması ve yitişi bir böcek gibi kısır ve buyurgan kanatları altında, zor sevi hep. Ağlatısal her şey nasıl da katılım bolluğu ekliyor cesedime. Güleç bir ölüye el vermek?"
"O bir sevinç midir acı mıdır insan onun ölümünden bu yana sorar durur. Gitarın başlamaması gerektiği yerde başlayan bir şarkı istemiyorum ben, sonra sevdiğimde de bitmesi zorunlu olursa bitmesini istemiyorum; yuvarlağın altında çok uçuşup kaçışan var çünkü. Yakalayamıyorum."
Toprağa çağrılı bedenlerini kuşlar kirletmişti.
Durgun örtünün bekçisi bu renklenmeyle hoşnut,
göğe bakanlara
gösterdi ellerini.
Bir gün giydi çiçekli fistanını
ve dağa çıktı canavar.
Sonra otlar şaşkındı
görmüyorlardı gerideki
kır zorluğunu
Kıvrımıyla giysisinin ve bun
kımıltısından.
Birlikçi eller
çevirdiler güneşi yolundan
gün unutuldu.
Kalan yıldızlarla ay oldu,
duruk özdekleri.
Aşk için değildi artık uyanıklığı gecenin
bir dünya için
bir dünya...
"Aylaklık baskısını arttırdıkça (ben işte o ikinci tür aylaktanım deyu yüreğime su serpiyorum; hani o hep yüreğinde ve zihninde bir şeyler yapma potensiyelini barındırıp da, dileğini su yüzüne çıkaramayanlardan) özlem kısılıyor hele iletmesi -bunu böyle yazmak istemiyorum- çünkü boş bir kağıtta bir ya da hiç sözcük de onu imleyebilir."