İnsanlar artık dürtülerini ifade etme yollarını aramak yerine, kimlik, anlam ve seçim sorunlarıyla yüzleşmektedirler. Yazarlar günümüzde yardıma ihtiyaç duyan insanların dertlerini tam olarak tarif etmekte zorluk çektiklerini ve bunaltılı değil öfkeli, suçlulukla değil amaç sorunlarıyla uğraşan, ketlenmiş değil ikircikli, üzgün değil boş hisseden kişiler olduklarını bildirmektedirler. Bu kişiler yaşantılarında öğrenmekte zorluk çekmekte, uyumsuz davranışlarını yinelemekte ve sıklıkla da kişilik bozukluğu tanısı almaktadırlar (Cloninger ve Svrakic 2000).
Gazali çocuğu şu şekilde tarif eder:"Çocuk ana baba elinde bir emanettir. Mum gibi her şekli alabilir.Onun temiz kalbi; saf, kıymetli, her türlü nakış ve suretten arınmış bir cevherdir."
Batı toplumlarında din ve bilinen toplum örgütlenme biçimleri yıkıldıkça kişi ve kişisel kimlik üzerindeki vurgu koyulaşmıştır.Her kişinin biricikliği ve bireysel potansiyelini gerçekleştirmesi merkezi değerler haline gelmiş; bu değerler, kurulu ahlaki ve sosyal ilkelere uyumu ve kişinin bir hiyerarşi içindeki toplumsal mevkiinin farkındalığını vurgulayan önceki değerleri ikame etmiştir.
Çocukluk gibi, ergenliğin de icat edilmiş
bir hayat safhası ve ergenliğin ayrı ve ruhsal sıkıntılarla seyreden bir süreç olduğu düşüncesinin on dokuzuncu yüzyıl sonu ve yirminci yüzyıl başında Batı'da benlik düşüncesinin köklü bir dönüşüme uğramasıyla ortaya çıktığı tartışılmıştır (Fabrega ve Miller 1995).