Gece çöktü mü şehrin üzerine, ben oturur, bitmeyecek bir şiire daha başlarım... Esrarkeş kızlar simsiyah saçlarına sarı kınalar yakar... Gürül gürül bir yağmur gelir, çömelir odamın ortasına... Ben oturur, bir şiiri daha yakarım kalbimin hiç bitmeyecek yangınında!
Kim bilir daha kaç tren geçecek gönlümün paslı demir yollarından... O trenler ki, tüm yolcuları intihara meyillidir, tüm makinistleri şizofren... Ve raylara elektroşok sızar makinistlerin gündüz düşlerinden...
Sen, dudaklarımda pıhtılaşmış gül tadı!
Sen, mideme saplanmış evrenin en büyük ağrısı!
Sen, beyaz pelerinlerini yüzümde paramparça eden peri parçası!
Sen, her şafak vakti yüzümü yıkadığım kanlı cam kırıkları!
Sen, avuçlarımda her baktığımda biraz daha parçalanarak içime saplanan sihirli ayna parçası!
Sen adının her harfinde ayrı bir gizem besleyen yörüngesini şaşırmış dolunay parçam!
Sen, beni sensizliğe, kendini hüzne mahkum etmiş intihara meyilli tanrıçam!
Sen, hiç olmadığını bile bile taptığım sahte tanrıça! "Afrodit'in Zeus'tan olma kızı," derdim sana, Zeus Afrodit'le hiç yatmadı oysa!
Ben bakışlarındaki buğuya vurulmuştum önce; öyle hüzünlü bakardın ki, göreni bir mermi gibi delerdi bakışlarındaki nem! Sonra utangaç sözlerini sevdim, sonra uzun kumral saçlarını, sonra da her şeyini!