Zuhal

Adama 'Doğduğum yerde ölmek isterdim' dedim. Oradan hiç ayrılmayıp doğduğum evde, o sokakta, o tanıdık bildik insanlar arasında ömür sürer, sonra da huzur içinde ortalıktan kaybolurdum. Eğer daha adil bir ülke olsaydık, eğer bu kadar işkence, yolsuzluk, vahşet, yalan sarmasaydı ortalığı... Eğer politikacılar bu kadar iğrenç olmasalardı... Mercimek kadar beyinleriyle, toplumun doğal dengelerini bozmasalardı. Muazzam salaklıklarına bakmadan toplum mühendisliğine soyundular ve sonuçta ülke elimizden kayıp gitti."
Reklam
Yanardağlar taşları, ihtilaller de insanları fırlatır." Aileler çok uzaklara gönderilir, kaderleri ülkelerinden ayrı düşer, topluluklar dağılır. Bulutlardan düşüyor gibi olurlar; şunlar Almanya'ya, bunlar İngiltere'ye, berikiler Amerika'ya... Gittikleri ülkenin insanlarını şaşırtırlar: Bu yabancılar nereden geliyor böyle? Onları püskürten, şurada tükenmekte olan yanardağdır. Bu göktaşlarına, bu atılmış ve kaybolmuş insanlara, bu talihin es geçtiklerine çeşitli adlar verilir; onlara göçmen, mülteci, maceracı denir. Kalırlarsa sineye çekilirler, giderlerse sevinilir. Kimi vakit, bunlar kesinlikle zararsız yaratıklardır... Ne kin duyarlar ne de öfke, şaşkındırlar. Yapabildiklerince kök salmaya çalışırlar. Kimseye zarar vermezler, başlarına gelenlerden de hiçbir şey anlamazlar."
Eskiden dahileri ölüm­süzleştiren portreler, şimdi kalın kafalıları güncelleştiri­yor. Ayrıca herkesin portresini yayımlattığı bir ortamda gerçek seçkinlik, ancak kendi portrenizi yayımlatmamakla olur"
Özellikle kentsoylu katmanlarda insanın bireysel­ leşmesi doğanın büyüsünün bozulmasıyla at başı gider.Doğa cinlerin ya da yaratıcı bir Tanrı'nın varlığını ortaya koyduğu alan değildir artık.İnsanın "efendi ve sahip" ol­masına elverişli nesnel bir kiptir. Bireysellik duygusunun ağır bastığı bu kopuş dünyasında, beden insanlar arasın­daki nesnel sınıra dönüşür. Rönesans'ın kültürlü katman­larındaki insan, topluluktan ayrılarak,evrenden kendini kopararak, cisimleşmesini kendi egemenliğinin uzamı ola­rak görmeye başlar. Beden bir tür kesici'dir. Yüzün taçlandırdığı bireysel farkın olumlanmasını sağlar. Bu anlamda, insan bedeni üsrundeki anatomik girişimin sıradan hale gelmesi düşünülebilecek bir şey olur. Tenin açılması artık artık evrenin bir parçasının, Tanrı elinden çıkma ve her şeyini yalnızca ona borçlu olan bir doğanın yansıması demek değildir. Oysa, sürücül ya da toplulukçu yapıda­ ki geleneksel toplumlarda, beden bağlayıcı'dır, insanı bir sürü bağlantı yoluyla evrenle, grupla ve Tanrıyla (ya da görünmez ruhlar ve tanrılar alemiyle) birleştirir. İşte bede­ne ve ondaki belirtilere kılı kırk yararcasına dikkat etmeye başlayan ayrıcalıklı katmanların bıraktığı şeyde budur.
…çevresine duvar örmeye, kendi bahçesine kapanmaya kalkışan birey çevresinde hem kuşku hem de hayranlık uyandırır, ya bir protestocu ya da bir kahraman olarak görülür, ama her durumda 'tuhaflığın' alanına itilir. "İnsanın kendi olması duygusu bir bütünün parçası olması duygusuyla çelişmez. İnsan kendi kimliğinin ve dar bir bağlantı ağı içinden dünyaya kök saldığının bilincine varır. “
Reklam