Öncelikle yazımda kitabı okumayan kişiler için tat kaçırıcı ayrıntılar olacağını belirterek, yazımı kitabı okuduysanız okumanızı tavsiye ediyorum.
Oblomov'a inceleme yazmak haddime değil. Neden yazıyorum, unutmamak için. Oblomov, hepimizin içinde, kendi doğası gereği uyukluyor. Ona ne kadar söz hakkı verdiysek, hayatımızı o kadar eline alıyor; renklerini, cismini, heyecanını alıp yaşanmaz hale getiriyor. Geriye kalan hayat değil, birbirinin aynısı günler oluyor. Oblomov başta aşka düşerek "Oblomovluğundan" çıkabileceğine kendi de dahil hepimizi inandırmış, Olga da buna tutunup Oblomovdan ümidini kesmemişti. Oblomov'un Olga'ya aşkını tarif edişini okurken başta büyülendiğimi hatırlıyorum. O sırada çok güzel gelen o aşk, kitap bittiğinde bana aynı cisimde gözükmüyordu. O aşk da uyuşukluğun, hayat yerine günlerin hesabına düşmenin pençesinde eriyip şeklini kaybetmişti fikrimce.
Sonra bir başka aşk tarifi karşıma çıktı. O zaman anladım. Aşk böyle bir şey işte. Olga bu kez olabileceği değil, olanı seviyor. Karşısındaki adam, onunla birbirinin aynısı günlerin hayalini değil, birlikte yaşamanın hayalini kuruyor. Birbirlerine saygılarını yitirmeden, o saygıyı koruyabilmek için kendilerini hep ilk gün gibi yeni ve kişiliklerini ilk zamanlardaki güzelliğiyle korumaya çalışıyorlar.
Bu kitap bana yalnız Oblomovluğu değil, aşkın tanımını da öğretti. Ve pek tabii bunlardan fazlasını. Bazı kitapları okurken, kitap okumanın büyüsünü ve güzelliğini fark ediyorum. Oblomov da o kitaplardan biriydi.
Herkese tavsiyemdir.
Sevgiyle.