​"Zulüm, adalet maskesi taktığı zaman daha korkunç olur." — Kemal Tahir (Kurt Kanunu)
...mayın döşeli her yer, mutsuzluğa sürükleyen bir demokrasi. suratlar asık, saç baş yolduran yolsuzluk kaşık kaşık. bu kriz de aşık olmakta suç, zaten bu ülkede krizlerin ucu bucağı hep apaçık. daha ne kadar kapanacak içimiz, içi dışı bir olanlar mı bindi sadece Nuh'un gemisine. esaret ne zormuş kafeste ki kuş'a, yürekte ki anlatılmayanlara, dünyada insana. sanırım az ömrü kaldı zalimin, sanmam biter yine de zulüm, ah şu ademoğlu! nereye adım atsa koskoca kaos var. zor değil aslında insanlık, sordursun bilmeyenler bilenlere. bildim! gerekliymiş cehennem. boşuna bağırmıyormuş vicdan; "her türlü zalimlik için yaşasın cehennem."
Şiir
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
Kabilenin tüm kadınlarının bir bebeği ortaklaşa emzirdiği ve hepsinin kendisini o çocuğun meşru annesi olarak gördüğü bir sosyo-biyolojik gerçeklik karşısında; modern toplumun anneliği mülkiyetçi bir "kan bağı" takıntısına indirgemesi, aslında kadını kabile desteğinden mahrum bırakarak yalnızlaştıran kurumsal bir zulüm müdür?

Quintessentia

@Dedalus_
·
Kulina yerlilerinde çocuk büyütmek ve emzirmek, sadece biyolojik annenin sırtına yüklenmiş yalıtılmış bir ceza değildir; kabilenin tüm kadınları tarafından paylaşılan kolektif bir eylemdir. Anneannelerin bile sütü gelmediği halde bebeği emzirerek sakinleştirmesi, annelik içgüdüsünün ve şefkatinin mülkiyet sınırlarını aşarak gruba yayıldığını belgeler. Bu durum, modern çekirdek ailede tek başına çocuk büyütmeye zorlanan ve bu yüzden kronik bir depresyon ve tükenmişlik yaşayan modern kadının yaşadığı krizin antropolojik nedenini açıklar: Biz biyolojik olarak bir çocuğa tek bir kadının "sahip olduğu" izole sistemlere değil, kolektif emzirme ve bakım ağlarına ayarlanmışızdır.
Anlayamıyorum sizi?
Yarın dünya kupası için maç var ve bizimde milli takımımız da gidiyor. Sırf bunun için yarınki lgs iptal edilip cumartesiye alındı. Herkes bu anı paylaşılıyor özellikle nasıl uğurlandıklarını! Yarınki maç için sabahın 4'üne 5'ine alarmlar kuruldu.. Peki Filistin'de ki savaş için neden herkes paylaşım yapmadı, boykot yapmadı bunun için klipler yapmadı? Sabah namazına kalkmayan, buna üşenen insanlar sabahın 4'ünde sırf maç için kalkıyor, üşenmiyor! Peki neden Filistin'de ki bombalar için klipler yapmıyorsunuz? Neden Filistin'e giden yardımlar, kişiler için paylaşım yapmıyorsunuz? Anlayamıyorum ben insanları sırf bir maç için yaptığınız şeyleri insanlar ölürken,bombalanırken umrunuzda değil! İster Filistin olsun ister diğer zulüm altındaki müslüman devletler olsun çok KOLAY UNUTULDU!! Burda bunun hakkında paylaşım yapan arkadaşlar var mı bilmiyorum görmedim ki çokta girmiyorum ama her yerde bu maç için yapılan şeyleri gösteriyorlar o yüzden böyle bir yazı yazmayı gerek gördüm. Son olarak her şeyde işte Türk, türk dediğin böyle olur, türkün gücü gibi şeyler görüyorum. Hayır! Türk dediğin, bir maçın heyecanına kapılıp yanı başındaki dünya yangınını unutan bir topluluk değildir. Bugün ekranlarda parlatılan bu duyarsızlık, bizim asıl ruh kökümüzü yansıtmıyor. Çünkü tarih şahittir ki: Türk demek, merhamet demektir; Türk demek, mazlumun sığınağı demekti. Bizler, sadece kendi sınırlarını değil, yeryüzündeki tüm masumları korumayı vazife bilmiş bir ecdadın torunlarıyız. Osmanlı Türk'ü, gittiği her yere sadece adalet götürmüş; Endülüs'ten İrlanda'ya kadar dini, dili ne olursa olsun her mazlumun gözyaşını silmiştir. Vakıflar kurarak sokaktaki yaralı kuşları bile düşünen, sefeğe giderken kopardığı meyvenin parasını ağaca bağlayan bir ahlakın mirasçılarıyız. Bu
Hadiselerin Muhasebesi - 21
Yusuf Ziya Gümüşel üzerinden iktidara yakın İslamcı kesim yargı ve hukuk sistemini eleştiriyor. Çok garip; yani yıllardır her kesim, hatta kesimsiz sade vatandaş dahi hukuk sisteminin mağduru iken, yıllardır hukukun ırzına geçilirken sesleri çıkmıyor da bir hadise üzerinden "Vay efendim hukuk katlediliyormuş!" filan deniyor. ​Türkiye’de yargı mekanizması yıllardır silindir gibi toplumun üzerinden geçerken, çıtı çıkmayanların, sırf kendilerine yakın birinin uğradığı haksızlık karşısında adalet naraları atmaları mide bulandırıcı. ​Hele bir tanesi var ki sözde mütefekkir diye yutturdukları sahtekar çıkmış, "İdeolojik bir grubun baskısı ile Yusuf Ziya Gümüşel'in tutukluluğu hukuksuz devam ediyor," diyor. ​Ulan yavşak; senin ideolojinin, senin gücünün ve senin mahallenin baskısıyla alınan hukuksuz kararları, karartılan hayatları nereye koyacağız? ​İşin trajikomik tarafı şu: Eğer iddia ettiğin gibi bu ülkenin hukuku, muhalif bir grubun tesiri altında kalabilecek kadar satılık ve zayıfsa; o halde düşün ki muazzam bir devlet gücünü elinde tutan iktidara yakın ideolojiler, hukuka bugüne kadar neler yaptırmıştır? ​Zulüm gören senden diye ortalığı ayağa kaldırıp, başkasına reva görülen haksızlığa karşı kafanı çeviriyorsan, sırtını dönüyorsan, senden ala zalim mi var? ​Hoşunuza gitsin ya da gitmesin; hukuk, adalet dağıtmak, milletin hakkını ve hukukunu korumak için değil; egemen olanın haksızlığını meşrulaştırmak için icat edilmiştir. Bu hadisede hukuk çığlığı atanlar adalet arayışı içinde değiller, sadece kendi imtiyazlarını istiyorlar. Bu samimiyetsiz, ikiyüzlü tavır sadece iktidara yakın çevrelere ait bir hastalık değil. Cemiyetin ekseriyetine işlemiş genel kalitesizlik, her kesimi sarmış toplumsal bir çürüme. Seküleri, milliyetçisi, solcusu veya dindarı fark etmiyor;
Filistin, asırlar boyunca peygamberlerin iz bıraktığı, medeniyetlerin kavşak noktasında yükselen mübarek bir belde olmuştur. Lâkin bu aziz topraklar, tarih boyunca nice istilalara, nice zulümlere ve nice gözyaşlarına da şahitlik etmiştir. Bilhassa 1948’den sonra başlayan işgal, hicret ve mahrumiyet yılları; milyonlarca Filistinlinin yüreğinde silinmez yaralar açmıştır. Evler yıkılmış, yurtlar terk edilmeye zorlanmış, nesiller sürgünün ve hasretin gölgesinde büyümüştür. Ancak bütün bu acılara rağmen Filistin halkı, toprağına, kimliğine ve inancına sımsıkı sarılmaktan vazgeçmemiştir. Müslümanların ilk kıblesi olan Mescid-i Aksâ’nın gölgesinde yaşananlar, yalnızca bir toprak meselesi değildir; aynı zamanda bir haysiyet, bir tarih ve bir iman meselesidir. Yıllar boyunca süren savaşlar, kuşatmalar ve türlü baskılar, Filistin halkını yıldırmak yerine sabrını ve dirayetini daha da kuvvetlendirmiştir. Çünkü onlar bilirler ki zulüm ne kadar uzun sürerse sürsün, hakikat güneşi bir gün mutlaka doğacaktır. Bugün Filistin’de çocuklar korkunun gölgesinde büyüyor, anneler evlatları için endişeyle dua ediyor, yaşlılar ise bir ömürdür hasret kaldıkları huzuru bekliyor. Fakat bütün bunlara rağmen Filistin halkı, imanını, vakarını ve ümidini muhafaza etmeye devam etmektedir. Onların hikâyesi yalnızca bir mazlumiyet destanı değil; aynı zamanda sabrın, direnişin ve adalet uğruna verilen mücadelenin destanıdır. Filistin’in davası, yalnızca bir milletin davası değil; vicdan sahibi her insanın omuzlarında taşıması gereken bir emanet meselesidir. Zira zulüm karşısında sessiz kalmak, mazlumun feryadını duymamak demektir. Tarih şahittir ki hak er ya da geç galip gelir; geriye ise zalimlerin değil, sabredenlerin ve hakkı haykıranların izleri kalır.
Filistin