Allah için bir araya gelmiş toplulukların karma olmaması gerektiğini düşünüyorum. Çünkü bu durum, fark edilmeden fitnenin kapısını aralayabiliyor. Bunu eleştirmek için değil, bizzat gözlemlediğim ve kendimi de içine katarak konuşuyorum.
Bugün iki gün boyunca katıldığım antisiyonizm kongresinde şunu gördüm: Herkes başlangıçta Allah için hizmet etme niyetiyle gelmişti. İnsanlar ümmetin derdiyle dertleniyor, zulme karşı ses olmak istiyordu. Fakat bir müddet sonra kızlar ve erkekler arasında samimiyet oluşmaya başladı. Hatta tesettürü düzgün bir hanımefendi gelip bizden makyaj yapmamızı istedi. İlk gün birbirimizin yüzüne bile bakmadığımız insanlarla zamanla arkadaş olma seviyesine geldik. Hatta arkadaşlıkların ötesine geçen yakınlıklar bile oluştu.
Küçük bir bakışın, bir ilginin, bir tebessümün nelere sebep olabileceğini bir kez daha gördüm. Oysa davamız Allah içindi. Oysa hak din için toplanmıştık. Oysa zulüm karşısında tek yürek olmak için bir aradaydık.
Rabbimiz, Peygamber Efendimizin hanımlarına hitaben şöyle buyurur:
“Eğer Allah’a karşı gelmekten sakınıyorsanız, sözü yumuşatarak söylemeyin ki kalbinde hastalık bulunan kimse ümide kapılmasın. Sözü uygun ve ciddi bir şekilde söyleyin.” (Ahzâb, 32)
Bu ayet her ne kadar Peygamber Efendimizin (sav) hanımlarına hitap etse de, Müslüman kadının vakarını ve karşı cinsle iletişimdeki ölçüsünü göstermektedir.
Yine Rabbimiz:
“Mümin erkeklere söyle, gözlerini haramdan sakınsınlar ve iffetlerini korusunlar...” (Nûr, 30)
“Mümin kadınlara da söyle, gözlerini haramdan sakınsınlar ve iffetlerini korusunlar...” (Nûr, 31)
buyurmaktadır.
Bu dini romantize etmeye çalışmayalım. Allah'ın koyduğu sınırları, iyi niyetlerimizle esnetemeyiz. Çünkü şeytan insanı bir anda değil, adım adım sürükler. Nitekim Rabbimiz: “Şeytanın adımlarını